-
Alındı: Kasým 30, 2007, 12:00pm EET
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi 9. Kısa Film Yarışması En İyİ Film Ödülü’nü kazanan kısa film.
-
Alındı: Kasým 30, 2007, 3:00am EET
Yazar: Ömer Engin Lütem, Emekli Büyükelçi Kaynak: Eraren Ermeni Gazetesi, 17.11.2007 Macar Asıllı Amerikalı Musevi yazar Elie Wiesel halen Batı dünyasında ve özellikle ABD'de soykırım konusunda otorite olarak kabul edilen kişidir. Alman Yahudi toplama kamplarından kurtulmuş olması, soykırım ve diğer insanlığa karşı suçlarla mücadele alanında bir çok eser vermiş bulunması ve nihayet Nobel barış ödülü sahibi olması Wiesel'e sadece Museviler arasında değil Batı dünyasında seçkin bir yer vermiştir. Wiesel'in Ermeni soykırımı iddialarını benimsemesi ABD'de ve diğer ülkelerde özellikle Musevilerin de bu iddialara inanmalarına yol açmıştır. Wiesel Ekim ayı sonunda bir gazeteye [1] verdiği mülakatta yıllardan beri Ermeni halkının hatırlama hakkını el de etmesi için mücadele ettiğini, söyledikten sonra Ermenilerin "soykırıma" uğradığına inandığı için, bir Musevi olarak, onların yanında yer alması gerektiğini söylemiştir. Elie Wiesel, Türklerin bu olayla ilgili olarak bazı sorumlulukları kabul etmesi gerekip gerekmediği hakkındaki bir soruya aynen şu cevabı vermiştir: "Kimse Türklerden sorumluluk almasını talep etmiyor. Ermenilerin bütün istediği hatırlama hakkıdır. Birinci Dünya savaşında vuku bulan olaylardan bizi yedi kuşak ayırmaktadır ve aklı başında olan hiç kimse vaktiyle olanlar için Türklerin bugün sorumlu olduğunu söyleyemez. Ermeniler tazminat istememektedir; hatta bir özür dahi istememektedir. Hatırlama hakkı istemektedirler. Türkler sadece gerçekte ne olduğunu kabul etmekle çok şey kazanacaklardır. En yüksek mevkilerdeki Türk devlet adamlarıyla konuştum; bu konu hakkındaki tutumları, benim de hak verdiğim bir husus hariç, tamamen mantık dışıdır; Hitler'le kıyaslanmak istememektedirler. Tabii bunu kimse istemez. [2] Görüldüğü gibi Elie Wiesel, özetle, günümüz Türklerinin (Türkiye'nin) 1915 olaylarında sorumluluğu olmadığını, Ermenilerin de tazminat ve özür değil, hatırlama hakkı (soykırıma uğradıklarının Türkler tarafından kabul edilmesi) istediklerini söylemekte ve Türkiye'nin bu konuda yapacağı bir bildiriyle her şeyin çözümleneceği gibi bir kanı vermektedir. Sorun bu kadar basit değildir ve Elie Wiesel'in bu sözleri normal Ermeni söylemine ters düşmektedir. Nitekim ABD'de Ermeni gazetecilerinin en ünlüsü olan ve Ermenistan Hükümeti tarafından nişanlar verilmiş bulunan Harut Sassounian, Wiesel'in bu sözlerine derhal itiraz etmiştir. Adı geçen bu konudaki yazısında [3] Wiesel'in yukarıdaki ifadelerinin doğru olmadığını, aksine Ermenilerin ölülerini hatırlamak veya yasını tutmak için kimsenin iznine ihtiyacı olmadığını, hatırlama haklarının sorgulanmadığını, ayrıca bizi yedi kuşağın soykırımı zamanından ayırdığının da doğru olmadığını, Ermeni soykırımının hala görgü tanıkları olduğunu söylemiş ve Türklerin sorumluluğu konusunda Ermenilerin günümüz Türklerini Ermenileri öldürmekle suçlamadığını, ancak Türk Devletini Ermeni soykırımına ilişkin olayları tahrif ve inkâr ettiği için sorumlu gördüğünü eklemiştir. Sassounian ayrıca Elie Wiesel'in Ermenilerin tazminat ve özür değil hatırlama hakkı istedikleri hakkındaki ifadelerinin de doğru olmadığını, aslında Ermenilerin Türklerin özür dilemesiyle pek ilgilenmedikleri, buna karşın maruz kaldıkları büyük zarar telafi edilmesi için ısrar ettiklerini belirtmiştir. Sassounian, adalet yerine gelmeden Türkler ve Ermeniler arasında uzlaşma olmayacağını, adalet için de işgal edilmiş toprakların ve yağmalanmış malların geri verilmesi ve katledilmiş olan 1,5 milyon Ermeni için de tazminat ödenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Görüldüğü gibi Elie Wiesel Türkler ve Ermeniler arasında bir uzlaşma sağlaması için Türkiye'nin soykırım iddialarını kabul etmesinin yeteceğini söylerken Harut Sassounian bunu yeterli bulmamakta ve işgal edilmiş toprakların geri verilmesini (diğer bir deyimle Türkiye'nin Ermenistan'a toprak vermesini) ayrıca tehcire tabi olan Ermenilerin geride bıraktıkları mallarını almalarını ve öldürüldüğü iddia edilen 1,5 milyon Ermeni için de tazminat ödenmesini istemektedir. Burada üzerinde durulması gereken husus, Elie Wiesel'in Ermeniler Türklerle uzlaşmak için çok az talepte bulundukları ileri sürerek Ermeni soykırımı iddialarının kabul edilmesini savunmuş ve ABD'de, özellikle Musevileri buna inandırmış olmasıdır. Oysa. Ermenilerin talepleri her zaman Wiesel'in ileri sürdüğünden çok da fazla olmuştur. Bu vesileyle Kars Antlaşması halen yürürlükte olduğu için Ermenilerin hukuken Türkiye'den toprak talep etmelerinin mümkün olmadığını, Lozan Antlaşmasının savaşta yerlerini terk eden Osmanlı vatandaşlarına geri döndüklerinde malları alma hakkını verdiğini ancak bu konudaki zaman aşımı çoktan dolduğu için artık bu malların iadesi için talepte bulunulamayacağını, son olarak da Lozan Antlaşması’na ekli Protokol gereğince savaş sırasında siyasi ve askeri amaçlarla işlenen suçlar affedilmiş olduğundan bu dönemde ölen Ermeniler için tazminat verilmesi de söz konusu olmadığını hatırlatalım. [1] Philadelphia Jewish Voice, 28 Ekim 2007 [2] Philadelphia Jewish Voice, 28 Ekim 2007 [3] California Courier Online, 1 Kasım 2007
-
Alındı: Kasým 30, 2007, 3:00am EET
Duydum ki DTP'ye açılan kapatma davasının gerekçesinde Mahmut Alınak'ın başbakana gönderdiği Kürtçe mektup da varmış... Davayı açan Cumhuriyet Başsavcılığı'na Bazı antlaşma ve yasa hükümlerini hatırlatmak isterim. Bu arada Sevr paranoyaklarının, Lozan İnisiyatifi filan kuran perinçsizlerin de kulakları çınlar belki...Lozan Andlaşması Madde 39 :Herhangi bir Türk uyruğunun, gerek özel gerekse ticaret ilişkilerinde, din, basın ya da her çeşit yayın konularıyla açık toplantılarında, dilediği bir dili kullanmasına karşı hiç bir kısıtlama konulmayacaktır.Devletin resmi dili bulunmasına rağmen, Türkçe'den başka bir dil konuşan Türk uyruklarına, mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri bakımından uygun düşen kolaylıklar sağlanacaktır.Bu maddeye bakılırsa mitinglerde de basında da mahkemelerde de Kürtçe konuşulabilir. Bu konuda hiçbir kısıtlamaya izin vermiyor. Peki bu maddeye uymak zorunda mıyız? Anayasamıza bakalım...Anayasa madde 90:Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir.Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.
-
Alındı: Kasým 30, 2007, 3:00am EET
Bundan böyle yeni bir kategori altında "Irkçılığa Karşı Yazılar" olacak burada. Çeşitli yazarların kaleminden çıkmış derleyebildiğim yazıları yayımlayacağım. Irkçlık ve milliyetçilikle mücadelenin öneminin giderek arttığına inanıyorum. Bu yazıların ilki Mehmet Altan'a ait. 11 Kasım'da Star pazar ekinde yazdı. BEYLERBEYİ SARAYINI KİM YAPTI? İstanbul’u İstanbul yapan tarihsel eserlerin kimler tarafından yapıldığını biliyor musunuz?Şu aşağıdaki listeye bir göz atın... Hiç bildiğiniz çıkacak mı? Beşiktaş Sarayı Beylerbeyi Sarayı Valide Sultan Sarayı Defterdar Sarayı Aynalıkavak Kasrı Nusretiye Camii Selimiye Kışlası ve çevre yapıları Davutpaşa Kışlası Beyoğlu Kışlası Darphane-i Amire Valide Bendi Topuzlu Bendi Yangın Köşkü. Cevabı ben vereyim. <a href="http://hire.blogcu.com/4677256/"> Devamı...>></a>
-
Alındı: Kasým 30, 2007, 12:00am EET
Mardin Mor Agop Süryani Kilisesi Rahibi Daniel kaçırıldı! Trabzon ve Malatya katliamlarında akan kan kurumamışken..."Sizin dininiz size, benim dinim bana/ KAFİRUN SURESİ"| İş: Meryem Ana, Memed Erdener, 2003 |
-
Alındı: Kasým 29, 2007, 10:00pm EET
Ömer Engin Lütem, Emekli Büyükelçi Kaynak: Eraren, 17.11.2007 Macar Asıllı Amerikalı Musevi yazar Elie Wiesel halen Batı dünyasında ve özellikle ABD'de soykırım konusunda otorite olarak kabul edilen kişidir. Alman Yahudi toplama kamplarından kurtulmuş olması, soykırım ve diğer insanlığa karşı suçlarla mücadele alanında bir çok eser vermiş bulunması ve nihayet Nobel barış ödülü sahibi olması Wiesel'e sadece Museviler arasında değil Batı dünyasında seçkin bir yer vermiştir. Wiesel'in Ermeni soykırımı iddialarını benimsemesi ABD'de ve diğer ülkelerde özellikle Musevilerin de bu iddialara inanmalarına yol açmıştır. Wiesel Ekim ayı sonunda bir gazeteye [1] verdiği mülakatta yıllardan beri Ermeni halkının hatırlama hakkını el de etmesi için mücadele ettiğini, söyledikten sonra Ermenilerin "soykırıma" uğradığına inandığı için, bir Musevi olarak, onların yanında yer alması gerektiğini söylemiştir. Elie Wiesel, Türklerin bu olayla ilgili olarak bazı sorumlulukları kabul etmesi gerekip gerekmediği hakkındaki bir soruya aynen şu cevabı vermiştir: "Kimse Türklerden sorumluluk almasını talep etmiyor. Ermenilerin bütün istediği hatırlama hakkıdır. Birinci Dünya savaşında vuku bulan olaylardan bizi yedi kuşak ayırmaktadır ve aklı başında olan hiç kimse vaktiyle olanlar için Türklerin bugün sorumlu olduğunu söyleyemez. Ermeniler tazminat istememektedir; hatta bir özür dahi istememektedir. Hatırlama hakkı istemektedirler. Türkler sadece gerçekte ne olduğunu kabul etmekle çok şey kazanacaklardır. En yüksek mevkilerdeki Türk devlet adamlarıyla konuştum; bu konu hakkındaki tutumları, benim de hak verdiğim bir husus hariç, tamamen mantık dışıdır; Hitler'le kıyaslanmak istememektedirler. Tabii bunu kimse istemez. [2] Görüldüğü gibi Elie Wiesel, özetle, günümüz Türklerinin (Türkiye'nin) 1915 olaylarında sorumluluğu olmadığını, Ermenilerin de tazminat ve özür değil, hatırlama hakkı (soykırıma uğradıklarının Türkler tarafından kabul edilmesi) istediklerini söylemekte ve Türkiye'nin bu konuda yapacağı bir bildiriyle her şeyin çözümleneceği gibi bir kanı vermektedir. Sorun bu kadar basit değildir ve Elie Wiesel'in bu sözleri normal Ermeni söylemine ters düşmektedir. Nitekim ABD'de Ermeni gazetecilerinin en ünlüsü olan ve Ermenistan Hükümeti tarafından nişanlar verilmiş bulunan Harut Sassounian, Wiesel'in bu sözlerine derhal itiraz etmiştir. Adı geçen bu konudaki yazısında [3] Wiesel'in yukarıdaki ifadelerinin doğru olmadığını, aksine Ermenilerin ölülerini hatırlamak veya yasını tutmak için kimsenin iznine ihtiyacı olmadığını, hatırlama haklarının sorgulanmadığını, ayrıca bizi yedi kuşağın soykırımı zamanından ayırdığının da doğru olmadığını, Ermeni soykırımının hala görgü tanıkları olduğunu söylemiş ve Türklerin sorumluluğu konusunda Ermenilerin günümüz Türklerini Ermenileri öldürmekle suçlamadığını, ancak Türk Devletini Ermeni soykırımına ilişkin olayları tahrif ve inkâr ettiği için sorumlu gördüğünü eklemiştir. Sassounian ayrıca Elie Wiesel'in Ermenilerin tazminat ve özür değil hatırlama hakkı istedikleri hakkındaki ifadelerinin de doğru olmadığını, aslında Ermenilerin Türklerin özür dilemesiyle pek ilgilenmedikleri, buna karşın maruz kaldıkları büyük zarar telafi edilmesi için ısrar ettiklerini belirtmiştir. Sassounian, adalet yerine gelmeden Türkler ve Ermeniler arasında uzlaşma olmayacağını, adalet için de işgal edilmiş toprakların ve yağmalanmış malların geri verilmesi ve katledilmiş olan 1,5 milyon Ermeni için de tazminat ödenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Görüldüğü gibi Elie Wiesel Türkler ve Ermeniler arasında bir uzlaşma sağlaması için Türkiye'nin soykırım iddialarını kabul etmesinin yeteceğini söylerken Harut Sassounian bunu yeterli bulmamakta ve işgal edilmiş toprakların geri verilmesini (diğer bir deyimle Türkiye'nin Ermenistan'a toprak vermesini) ayrıca tehcire tabi olan Ermenilerin geride bıraktıkları mallarını almalarını ve öldürüldüğü iddia edilen 1,5 milyon Ermeni için de tazminat ödenmesini istemektedir. Burada üzerinde durulması gereken husus, Elie Wiesel'in Ermeniler Türklerle uzlaşmak için çok az talepte bulundukları ileri sürerek Ermeni soykırımı iddialarının kabul edilmesini savunmuş ve ABD'de, özellikle Musevileri buna inandırmış olmasıdır. Oysa. Ermenilerin talepleri her zaman Wiesel'in ileri sürdüğünden çok da fazla olmuştur. Bu vesileyle Kars Antlaşması halen yürürlükte olduğu için Ermenilerin hukuken Türkiye'den toprak talep etmelerinin mümkün olmadığını, Lozan Antlaşmasının savaşta yerlerini terk eden Osmanlı vatandaşlarına geri döndüklerinde malları alma hakkını verdiğini ancak bu konudaki zaman aşımı çoktan dolduğu için artık bu malların iadesi için talepte bulunulamayacağını, son olarak da Lozan Antlaşması’na ekli Protokol gereğince savaş sırasında siyasi ve askeri amaçlarla işlenen suçlar affedilmiş olduğundan bu dönemde ölen Ermeniler için tazminat verilmesi de söz konusu olmadığını hatırlatalım. [1] Philadelphia Jewish Voice, 28 Ekim 2007 [2] Philadelphia Jewish Voice, 28 Ekim 2007 [3] California Courier Online, 1 Kasım 2007
-
Alındı: Kasým 29, 2007, 9:00pm EET
Ömer Engin Lütem, Emekli Büyükelçi Kaynak: Eraren, 17.11.2007 Macar Asıllı Amerikalı Musevi yazar Elie Wiesel halen Batı dünyasında ve özellikle ABD'de soykırım konusunda otorite olarak kabul edilen kişidir. Alman Yahudi toplama kamplarından kurtulmuş olması, soykırım ve diğer insanlığa karşı suçlarla mücadele alanında bir çok eser vermiş bulunması ve nihayet Nobel barış ödülü sahibi olması Wiesel'e sadece Museviler arasında değil Batı dünyasında seçkin bir yer vermiştir. Wiesel'in Ermeni soykırımı iddialarını benimsemesi ABD'de ve diğer ülkelerde özellikle Musevilerin de bu iddialara inanmalarına yol açmıştır. Wiesel Ekim ayı sonunda bir gazeteye [1] verdiği mülakatta yıllardan beri Ermeni halkının hatırlama hakkını el de etmesi için mücadele ettiğini, söyledikten sonra Ermenilerin "soykırıma" uğradığına inandığı için, bir Musevi olarak, onların yanında yer alması gerektiğini söylemiştir. Elie Wiesel, Türklerin bu olayla ilgili olarak bazı sorumlulukları kabul etmesi gerekip gerekmediği hakkındaki bir soruya aynen şu cevabı vermiştir: "Kimse Türklerden sorumluluk almasını talep etmiyor. Ermenilerin bütün istediği hatırlama hakkıdır. Birinci Dünya savaşında vuku bulan olaylardan bizi yedi kuşak ayırmaktadır ve aklı başında olan hiç kimse vaktiyle olanlar için Türklerin bugün sorumlu olduğunu söyleyemez. Ermeniler tazminat istememektedir; hatta bir özür dahi istememektedir. Hatırlama hakkı istemektedirler. Türkler sadece gerçekte ne olduğunu kabul etmekle çok şey kazanacaklardır. En yüksek mevkilerdeki Türk devlet adamlarıyla konuştum; bu konu hakkındaki tutumları, benim de hak verdiğim bir husus hariç, tamamen mantık dışıdır; Hitler'le kıyaslanmak istememektedirler. Tabii bunu kimse istemez. [2] Görüldüğü gibi Elie Wiesel, özetle, günümüz Türklerinin (Türkiye'nin) 1915 olaylarında sorumluluğu olmadığını, Ermenilerin de tazminat ve özür değil, hatırlama hakkı (soykırıma uğradıklarının Türkler tarafından kabul edilmesi) istediklerini söylemekte ve Türkiye'nin bu konuda yapacağı bir bildiriyle her şeyin çözümleneceği gibi bir kanı vermektedir. Sorun bu kadar basit değildir ve Elie Wiesel'in bu sözleri normal Ermeni söylemine ters düşmektedir. Nitekim ABD'de Ermeni gazetecilerinin en ünlüsü olan ve Ermenistan Hükümeti tarafından nişanlar verilmiş bulunan Harut Sassounian, Wiesel'in bu sözlerine derhal itiraz etmiştir. Adı geçen bu konudaki yazısında [3] Wiesel'in yukarıdaki ifadelerinin doğru olmadığını, aksine Ermenilerin ölülerini hatırlamak veya yasını tutmak için kimsenin iznine ihtiyacı olmadığını, hatırlama haklarının sorgulanmadığını, ayrıca bizi yedi kuşağın soykırımı zamanından ayırdığının da doğru olmadığını, Ermeni soykırımının hala görgü tanıkları olduğunu söylemiş ve Türklerin sorumluluğu konusunda Ermenilerin günümüz Türklerini Ermenileri öldürmekle suçlamadığını, ancak Türk Devletini Ermeni soykırımına ilişkin olayları tahrif ve inkâr ettiği için sorumlu gördüğünü eklemiştir. Sassounian ayrıca Elie Wiesel'in Ermenilerin tazminat ve özür değil hatırlama hakkı istedikleri hakkındaki ifadelerinin de doğru olmadığını, aslında Ermenilerin Türklerin özür dilemesiyle pek ilgilenmedikleri, buna karşın maruz kaldıkları büyük zarar telafi edilmesi için ısrar ettiklerini belirtmiştir. Sassounian, adalet yerine gelmeden Türkler ve Ermeniler arasında uzlaşma olmayacağını, adalet için de işgal edilmiş toprakların ve yağmalanmış malların geri verilmesi ve katledilmiş olan 1,5 milyon Ermeni için de tazminat ödenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Görüldüğü gibi Elie Wiesel Türkler ve Ermeniler arasında bir uzlaşma sağlaması için Türkiye'nin soykırım iddialarını kabul etmesinin yeteceğini söylerken Harut Sassounian bunu yeterli bulmamakta ve işgal edilmiş toprakların geri verilmesini (diğer bir deyimle Türkiye'nin Ermenistan'a toprak vermesini) ayrıca tehcire tabi olan Ermenilerin geride bıraktıkları mallarını almalarını ve öldürüldüğü iddia edilen 1,5 milyon Ermeni için de tazminat ödenmesini istemektedir. Burada üzerinde durulması gereken husus, Elie Wiesel'in Ermeniler Türklerle uzlaşmak için çok az talepte bulundukları ileri sürerek Ermeni soykırımı iddialarının kabul edilmesini savunmuş ve ABD'de, özellikle Musevileri buna inandırmış olmasıdır. Oysa. Ermenilerin talepleri her zaman Wiesel'in ileri sürdüğünden çok da fazla olmuştur. Bu vesileyle Kars Antlaşması halen yürürlükte olduğu için Ermenilerin hukuken Türkiye'den toprak talep etmelerinin mümkün olmadığını, Lozan Antlaşmasının savaşta yerlerini terk eden Osmanlı vatandaşlarına geri döndüklerinde malları alma hakkını verdiğini ancak bu konudaki zaman aşımı çoktan dolduğu için artık bu malların iadesi için talepte bulunulamayacağını, son olarak da Lozan Antlaşması’na ekli Protokol gereğince savaş sırasında siyasi ve askeri amaçlarla işlenen suçlar affedilmiş olduğundan bu dönemde ölen Ermeniler için tazminat verilmesi de söz konusu olmadığını hatırlatalım. [1] Philadelphia Jewish Voice, 28 Ekim 2007 [2] Philadelphia Jewish Voice, 28 Ekim 2007 [3] California Courier Online, 1 Kasım 2007
-
Alındı: Kasým 26, 2007, 9:00pm EET
Lozan Andlaşması Madde 39 :Herhangi bir Türk uyruğunun, gerek özel gerekse ticaret ilişkilerinde, din, basın ya da her çeşit yayın konularıyla açık toplantılarında, dilediği bir dili kullanmasına karşı hiç bir kısıtlama konulmayacaktır.Devletin resmi dili bulunmasına rağmen, Türkçe'den başka bir dil konuşan Türk uyruklarına, mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri bakımından uygun düşen kolaylıklar sağlanacaktır.Bu maddeye bakılırsa mitinglerde de basında da mahkemelerde de Kürtçe konuşulabilir. Bu konuda hiçbir kısıtlamaya izin vermiyor. Peki bu maddeye uymak zorunda mıyız? Anayasamıza bakalım...Anayasa madde 90:Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir.Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.
-
Alındı: Kasým 26, 2007, 9:00pm EET
28 satırlık dilekçede 45 bölücü harf!..Savcıların Kürtçedeki Q, X ve W harflerine alerjisi, dil yasağına doğru gidiyor. Alınak'ın iki dava açılan Kürtçe dilekçesi, DTP'yi kapatma iddianamesinde... Eski DTP Kars İl Başkanı Mahmut Alınak'ın Başbakan Tayyip Erdoğan'a yazdığı Kürtçe dilekçe üç ayrı davaya konu oldu. Alınak hakkında 1928 yılında Harf İnkılabı nedeniyle çıkarılan yasaya muhalefet ettiği gerekçesiyle Ankara'da, Siyasi Partiler Kanunu'a aykırı davrandığı gerekçesiyle de Kars'ta dava açıldı. Aynı dilekçe, Yargıtay Başsavcılığı'nın DTP'nin kapatılması istemiyle açtığı davanın 141 gerekçesi arasında da yer aldı. Başsavcılık gerekçesinde 'dilekçe tahrik edici ve bölücü, toplumu geriyor, vatandaşları kışkırtıyor, terör örgütünün amaçlarıyla örtüşüyor' dedi. Alınak, geçen şubat Erdoğan'a Kars'ın sorunlarını anlatan bir dilekçe gönderdi. Yanıt gelmeyince de dilekçeyi Kürtçeye çevirirek 5 Ocak'ta tekrar yolladı. Alınak sesini Erdoğan'a duyuramadı ama yargıya duyurdu. Hakkında Ankara 4. Sulh Ceza Mahkemesi'nde 1928'te çıkarılan 1353 sayılı 'Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkındaki Yasa'ya aykırı davrandığı gerekçesiyle Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 222. maddesi uyarınca 2-6 ay hapis cezası istmeyle dava açıldı. Alınak'ın dilekçesine ikinci yanıt Kars Asliye Ceza Mahkemesi'nden geldi. Mahkemede Siyasi Partiler Yasası'nın 81. maddesini ihlal ederek 'Türkiye'de azınlıklar bulunduğunu ileri sürdüğü, Türkçe'den başka dilde propaganda yaptığı' gerekçesiyle Alınak hakkında başka bir dava açıldı. Dilekçenin kaderi bununla da sınırlı kalmadı. Yargıtay Başsavcılığı, DTP'nin kapatılmasına ilişkin iddianamede, dilekçeyi gerekçe saydı. İddianamede Kars'taki davaya işaret edilerek dilekçenin, 'tahrik edici ve bölücü nitelikte olduğu, toplumu germe ve vatandaşları birbirlerine karşı kışkırtma amacı taşıdığı, bunun da terör örgütünün amaçlarıyla örtüştüğü' iddia edildi. Alınak, dilekçeyi Kars'ın sorunlarına dikkat çekmek ve Kürt diline çifte standart uygulandığını vurgulamak için gönderdiğini belirterek, şöyle dedi: "Savcı bir siyasetçi gibi davranmış. Savcının kaşıdığı zihniyetin yüzünden bu acılar yaşanıyor. Savcının zihniyeti çağdışı, mahkum edilmesi gereken ve zavallıca bir zihniyet. Bu savcıya acıyorum." 'Yasak sadece Türkçe için' Alınak hakkında Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkındaki Yasa'ya muhalefetten açılan dava bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Harf Devrimi nedeniyle Arapça harflerin kullanılmasını yasaklamak için hazırlanan bu kanun, Türkçe resmi yazışmalarda belirlenen 29 harften başkasının kullanılamayacağını hükme bağlıyor. Oysa Alınak'ın dilekçesi Kürtçe. Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden Prof. Dr. İzzet Özgenç bu durumu şöyle değerlendiriyor: "Adam İnglizce yazıyor, 'w' var. Almanca yazıyor 'noktalı a' var. Bunlar Türk alfabesinde olan harfler değil. Eğer metni Almanca ve İngilizce yazıyorsa o dilin gerekli kıldığı harfleri kullanmasının ceza hukuku bakımından bir sorumluluğu yok. Burada özellikle üzerinde durulan husus şu: Tasvip edersiniz etmezsiniz o ayrı ama, TCK'nın 222. maddesindeki düzenleme, Türkçe'yi kullanırken Türk alfasinde belirtilen harflerin kullanılmamasını cezai yaptırım altına alıyor: Türkçe yazarken, mesela, Yakup'u 'Yaqup diye yazarsa, şov kelimesini mesela, 'show' diye yazarsa..." Alınak, 1353 sayılı yasanın tek kurbanı değil. Daha önce açılan bazı davalar şöyle: * Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir'e yılbaşı kartında Kürtçe 'Yeni Yılınız Kutlu Olsun' yazılması, Kürtçe broşür hazırlanması, bir festivalde Kürtçe 'Gökkuşağı renginde buluşalım' yazılması, 7. Diyarbakır Kültür ve Sanat Festivali'nde Kürtçe davetiye bastırılması... * 'Çok dilli belediyecilik' nedeniyle görevden alınan DTP'li Sur Belediye başkanı Abdullah Demirbaş'a organ bağışı kampanyasında Kürtçe slogan olması. * Tevn Yayınları sahibi Mehdi Tanrıkulu, Diyarbakır Savcısı Muammer Özcan hakkında Kürtçe suç duyurusunda bulunması. * Kürtçe 'Navenda Çand ü Hunera Botan' yazılı tabela asan Botan Kültür ve Sanat Merkezi. * Nevruz ile ilgili pankartlarda Kürtçe ibareler ve 'w' harfi kullanan DTP Doğubeyazıt İlçe Başkanı Dalhan Kaya ve Siirt eski İl Başkanı Murat Avcı.
-
Alındı: Kasým 26, 2007, 9:00pm EET
Aşağıdaki fotoğraf önce Akşam gazetesinde yayımlanmıştı. Daha sonra tüm basın kuruluşları "mal bulmuş mağribi" gibi bu fotoğrafa "atladı". Hatta Cumhuriyet Başsavcılığı DTP'ye açtığı kapatma davasının gerekçelerinden biri yaptı bu fotoğrafı. Dava dosyasına bile girdi yani bu alakasız resim... Ama maalesef aşağıdaki şu fotoğraf nedense rağbet görmedi yavşak medyamız tarafından. Oysa ki Fatma Kurtulan olduğu zırvalanan kadının cepheden çekilmiş bir başka fotoğrafıydı bu. Şimdi milletvekili Fatma Kurtulan çeşitli gazeteler aleyhine dava açtı. Yavşak medyanın "hali pür meali"dir...<a href="http://www.negatif.com/foto/255606/" target="_blank"><img alt="militano( www.negatif.com )" border="0" src="http://up.negatif.com/fotolar/376/7376/5ecb8cddace049fd2b28170af6c74239.jpg"/></a>
-
Alındı: Kasým 26, 2007, 2:00am EET
DTP'li Kurtulan 5 gazeteye tazminat davası açtı DTP Van Milletvekili Fatma Kurtulan, hakkında asılsız iddialarla haber yapan 5 gazete hakkında “Kişilik haklarına saldırı, yasa ve hukuka aykırı haber ve yazı yazmak” gerekçesiyle 75 bin YTL'lik tazminat davası açtı. 8 askeri teslim alan heyette bulunan DTP Milletvekili Kurtulan, hedef haline getirilmişti. Kurtulan, kendisiyle ilgili yapılan asılsız haberlere ilişkin Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi'ne 5 gazete hakkında dava açtı. Kurtulan, Akşam Gazetesi'nde yayınlanan “İşte vekilin dağdaki fotoğrafı”, “DTP'li Fatma Kurtulan Kandil'de eğitilmiş” ve “Bu hanım efendi hala Meclis'te” başlıklı haberlerine 40 bin YTL, Hürriyet Gazetesi'nde yayınlanan “Siyasalaşma sürecinin fotoğrafı” başlıklı haberine 10 bin YTL, Milliyet Gazetesi'nde yayınlanan “Tartışılan fotoğraf” başlıklı haberine 10 bin YTL, Yeni Şafak Gazetesi'nde yayınlanan “Fotoğraf savcının dosyasında” ve “DTP'li Fatma Kurtulan'ın bixili fotoğrafı başsavcı tarafından dokunulmaz dosyasına konuldu” başlıklı haberine 10 bin YTL, Vatan Gazetesi'nde yayınlanan “Dağdaki vekil' karesine DTP'nin cevabı: DTP fotoğraftaki o değil” başlıklı haberine 5 bin YTL olmak üzere toplam 75 bin YTL tazminat davası açtı.
-
Alındı: Kasým 26, 2007, 12:00am EET
Olağanüstü güvenlik önlemleri altında Hi-podrom'dan Sıhhiye Meydanı'na yürüyen katılımcılar, "Kardeşçe bir arada yaşamı savunalım", "Tezkere değil, barışçıl demokratik çözüm", "Savaşa hayır", "Barışa bir şans verin", "Kadınlar savaş istemiyor", "Bağımsız demokratik Türkiye", "Ülkemizi ABD'ye böldürtmeye-ceğiz" yazılı döviz ve pankartlar taşıdılar. Sıhhiye Meydanı'nda on binlerce barış yanlısına seslenen KESK Genel Başkanı İsmail Hakkı Tombul "Bugün, buradan yükselen sesimiz, ülkemizin geleceğini kendi çıkarları için şekillendirmeye çalışanlara, ülkemizi karanlığa sürüklemeye çalışanlara yanıt olacak. Bizler, ülkemizin ve geleceğimizin elimizden çalınmasına sessiz kalmayacağız" diye konuştu. 'SİLAHLAR SUSMALI'Türkiye'de son dönemde Kürt sorunu ekseninde yaşanan gelişmelerin son derece üzücü olduğunu vurgulayan Tombul şunları kaydetti: "Bilinmelidir ki, atılan her bomba, padayan her mayın, sıkılan her kurşun, sorunun çözümünü biraz daha güçleştirmektedir. Yaşanan bu olaylar üzerinden geliştirilen milliyetçi histeri ve linç kültürü, toplumu ayrıştırıp, bu topraklarda yüzlerce yıldır yan yana kardeşçe yaşayan halkları birbirine düşman edecektir. Kürt sorunu bu ülkenin sorunudur ve ancak kendi dinamikleriyle çözülebilir. Çözüme adım atabilmek için silahlar koşulsuz olarak susmalıdır. İhtiyacımız olan şey ne tezkere, ne de yeni bir olağanüstü hal uygulamasıdır. Bizim ihtiyacımız olan, barış içinde bir arada yaşama iradesine sahip çıkarak, yükseltmektir." Yeni anayasa çalışmalarına da değinen Tombul, "12 Eylül darbecilerinden hesap sorulmadan, 12 Eylül hukuku tasfiye edilmeden, umutlu bir geleceğe adım atılamayacaktır. Ne-o-liberal ekonomik programlarının sosyal yapımızı çökerten, kültürel, kimliksel ve inanç-sal zenginliklerimizi yok etmeye çalışan mevcut anayasayı yırtıp atmak hepimizin boynunun borcudur" diye konuştu. SOĞANCI: SOSYAL DEVLET İSTİYORUZTMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı ise emek ve demokrasiden yana olan kitlelerin taleplerini şöyle sıraladı: "Bu ülkenin tüm emekçileri, güvenli bir gelecek, demokratik bir çalışma yaşamı, örgütlenme özgürlüğü, siyasete katılım, toplu sözleşme ve grev hakkı, eşit işe eşit ücret almak istiyor. Yarınlarımıza güvenle bakabilmenin tek yolu, özgürlükleri, demokrasiyi ve eşitliği bu ülkenin her yanına ve toplumsal ilişkilerimizin her alanına işlemektir. Bizler sadaka toplumu değil, sosyal bir devlet istiyoruz." 'GÜVENCESİZ ÇALIŞMA DAYATILIYOR'TTB Genel Sekreteri Altay Ayaz ise şunları kaydetti: "Sağlık ve sosyal güvenlik alanında ise reform adı altında, çöküş programları hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Sağlık ocaklarının kapatılmasıyla başlatılan halkın sağlık hakkını gasp etme girişimi, 'sosyal sigorta sevk zincirinin yok sayılmasıyla, salar ve genel sağlık sigortası' yasasıyla taçlandırılmak istenmektedir. Bizler eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik gibi haklarımızın piyasaya teslim edilmesine izin vermeyeceğiz. Hükümet, kamu çalışanlarının iş güvencesini elinden alarak, güvencesiz istihdamı yerleştirmeye çalışmaktadır." ÖDP'Lİ URAS VE 5 DTP'Lİ DE KATILDIMitinge ÖDP Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Ufuk Uras ile DTP milletvekileri Selahat-tin Demirtaş, Emine Ayna, Sırrı Sakık, Özdal Üçer ve Nuri Yaman da katıldı. Ünlü sanatçı Sevinç Eratalay ise coşkulu bir konser verdi. Mitinge kimler destek verdi?TÜRK Eczacılar Birliği, Ankara Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası, Deri İş, Hava İş, Liman İş, Petrol İş, Türkiye Motorlu Taşıt İşçileri Sendikası, Türkiye Yazarlar Sendikası, Alevi Bektaşi Federasyonu, Kızılırmak Yerel Dernekler Federasyonu, Devrimci 78'liler Federasyonu, Türkiye Barış Meclisi, Ankara Kadın Platformu, Antikapita-list, Halkevleri, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Eğitim ve Kültür Vakfı, 68'liler Dayanışma Derneği, İnsan Hakları Derneği, Eğitimciler Derneği, Çağdaş Hukukçular Derneği, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Öğrenci Velileri Derneği, Çağdaş Hukukçular Derneği, Ankara Tunceliler Derneği, Barış Derneği, Kaos GL, DTP, EMEP, HAK-PAR, ÖDP, SDP, SHP, TKP, DİSK, Emekçi Hareket Partisi, Emek Gençliği, Geleceğimizi İstiyoruz Gençlik Girişimi, Öğrenci Kolektifleri, SBF Öğrenci Derneği, Ezilenlerin Sosyalist Platformu, Umut Kooperatifi, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe Girişimi, Küresel Eylem Grubu. Kaynak: BİRGÜN
-
Alındı: Kasým 26, 2007, 12:00am EET
Bundan böyle yeni bir kategori altında "Irkçılığa Karşı Yazılar" olacak burada. Çeşitli yazarların kaleminden çıkmış derleyebildiğim yazıları yayımlayacağım. Irkçlık ve milliyetçilikle mücadelenin öneminin giderek arttığına inanıyorum. Bu yazıların ilki Mehmet Altan'a ait. 11 Kasım'da Star pazar ekinde yazdı. BEYLERBEYİ SARAYINI KİM YAPTI? İstanbul’u İstanbul yapan tarihsel eserlerin kimler tarafından yapıldığını biliyor musunuz?Şu aşağıdaki listeye bir göz atın... Hiç bildiğiniz çıkacak mı? Beşiktaş Sarayı Beylerbeyi Sarayı Valide Sultan Sarayı Defterdar Sarayı Aynalıkavak Kasrı Nusretiye Camii Selimiye Kışlası ve çevre yapıları Davutpaşa Kışlası Beyoğlu Kışlası Darphane-i Amire Valide Bendi Topuzlu Bendi Yangın Köşkü. Cevabı ben vereyim. <a href="http://hire.blogcu.com/4677256/"> Devamı...>></a>
-
Alındı: Kasým 25, 2007, 11:00pm EET
İstanbul’u İstanbul yapan tarihsel eserlerin kimler tarafından yapıldığını biliyor musunuz?Şu aşağıdaki listeye bir göz atın... Hiç bildiğiniz çıkacak mı? Beşiktaş Sarayı Beylerbeyi Sarayı Valide Sultan Sarayı Defterdar Sarayı Aynalıkavak Kasrı Nusretiye Camii Selimiye Kışlası ve çevre yapıları Davutpaşa Kışlası Beyoğlu Kışlası Darphane-i Amire Valide Bendi Topuzlu Bendi Yangın Köşkü. Cevabı ben vereyim. Hepsini Krikor Balyan yapmıştır. Krikor Balyan, 1764-1831 yılları arasında yaşamış. Osmanlı Saray mimarlarından Kayseri kökenli Bali Kalfa’nın oğludur. Babasının adından dolayı Baliyan ve Balyan olarak anılmıştır... Daha sonra Balyan ismini soyadı olarak kabullenmiştir... Saray mimarlarından Minas Kalfa’nın damadı ve Ohannes Severyan’ın da kayınpederidir. *** Gözünüzü Krikor Balyan’ın hangi akrabasına çevirseniz bir tarihi eser görüyorsunuz. Örneğin, Senekerim Balyan (1768-1833), birçok projesini kardeşi Krikor Balyan’la birlikte yapmış olmasına rağmen kendisi hep arka planda kalmış. Kardeşi Krikor Balyan’ın ahşap olarak inşa ettiği Bayezid Kulesi’ni, bir yangında büyük zarar görmesi üzerine 1826 yılında betondan yeniden inşa etmiştir. Ayrıca İstanbul’un Ortaköy semtindeki Surp Asdvadzazdin Ermeni Kilisesi de onun eseridir... *** Gene... Garabet Amira Balyan (1800-1866), I. Abdülmecit’in mimarlarındandır. En önemli eseri, oğlu Nigoğos Balyan’la birlikte yaptıkları Dolmabahçe Sarayı’dır. *** Bir de Sarkis Balyan var... Balyanların en ünlüsü. Sarkis Balyan (1835-1899), Garabet Amira Balyan’ın oğludur. 1843 yılında ağabeyi Nigoğos Balyan’la birlikte Paris’e gitmiş. Collège Sainte-Barbe de Paris’i bitirmiş. Ecole des Beaux Arts’dan mezun olmuş. İstanbul’a döndükten sonra babası ve ağabeyiyle birlikte çalışmış... Babası ve ağabeyi öldükten sonra kardeşi Hagop Balyan’la çalışmaya devam emiş. Osmanlı padişahı II. Abdülhamit’in istibdat döneminde Avrupa’ya sürgüne gönderilmiş ve sürgünden ancak 15 yıl sonra gelebilmiş. *** Neden ailenin en ünlüsü? Galiba önemsiz sayılanları bir yana koyarak ‘önemli eserlerini’ sıralamak bu soruyu cevaplamaya yetiyor hatta epeyce de aşıyor: Beylerbeyi Sarayı, babası Garabet Amira Balyan’la birlikte (1861-1865) Beşiktaş Makruhyan Ermeni Okulu (1866) (eşi Makruhi’ye adanmıştır) Çırağan Sarayı (1863-1871) Valide Camii, kardeşi Hagop Balyan’la birlikte (1871) Zeytinburnu Barut Fabrikası (1874) Beşiktaş-Akaretler 138 daireli evler (1874) Harbiye Nezareti, bugünkü İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Taşkışla binası Mekteb-i Tıbbiye, bugünkü Galatasaray Lisesi’nin binası Maçka Silahhanesi, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Maden Fakültesi Gümüşsuyu Kışlası Malta Köşkü Baltalimanı Yalısı Adile Sultan Sarayı (Kandilli) Yıldız Sarayı Büyük Mabeyin Binası Çadır Köşkü, Malta Köşkü Şale Köşkü (2. kısım) Çit Kasrı Çağlayan Kasrı (Kağıthane) Ayazağa Köşkü (Maslak) Kalender Köşkü Zincirlikuyu Kasrı Tokat Köşkü (Beykoz) Alemdağ Av Köşkü Abdülaziz Av köşkleri (Validebağ ve Ayazağa) Sultan Çiftliği Köşkü (İzmit) Kağıthane Camii Bahariye Nezareti Maçka Karakolhanesi Hamidiye Saat Kulesi, (Dikran Kalfa Cüberyan ile birlikte) *** Hagop Balyan... Simon Balyan... Levon Balyan... Onları da pas geçiyorum... Balyan ailesi olmasaydı, mutlaka İstanbul epeyce azalırdı. Balyanlar aklıma nereden mi geldi? Çünkü geçenlerde gazetelerden birinde şu haberi okudum: ‘Suikasta kurban giden gazeteci Hrant Dink’in oğlu Arat Dink, tehdit mesajlarının bitmek bilmemesi, TCK’nın 301. maddesinden de ceza almasının ardından Belçika’ya yerleşti. Dink, Agos gazetesindeki görevini de bıraktı.’ *** Yüz yıl önce de Sarkis Balyan’ı sürgüne gönderdiğimizi hatırladım. Bir ülke hiç değişmez mi? Mehmet Altan
-
Alındı: Kasým 25, 2007, 3:00am EET
bir süredir siteye girip, delikanlı gibi yazdığımız fikirlerle uğraşmadan, sağdan soldan garip laflarla sözde eleştiri yapan eleştirmenlerime lap diye sokarım. Kemalist soytarıların anüs kaşıntılarına iyi gelir...
-
Alındı: Kasým 17, 2007, 2:00am EET
Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu bir açıklama yaparak; Silahlar artık sussun, barışçılar konuşsun, Kimse kimsenin sınırlarını tankla, tüfekle geçmesin, Kimse kimsenin gökyüzünü savaş uçaklarıyla yırtmasın, Kimse kimsenin tepesine bomba yağdırmasın. Barışa bir şans verin! demek için buluşuyoruz” dedi. Barışa Bir Şans Verin Buluşması'nın ilk bölümündeki panelde gazeteci Hasan Cemal, Oral Çalışlar ve Yasemin Çongar görüşlerini paylaşacak. Panelin ardından; aralarında Adalet Ağaoğlu, Ahmet Ümit, Berat Günçıkan, Ercan Karakaş, Erdoğan Aydın , Ertuğrul Kürkçü, Gencay Gürsoy, Hakan Tahmaz, Kerem Kabadayı, Leyla İpekçi, Memet Ali Alabora , Musa Çam, Nuray Mert, Pelin Batu, Orhan Alkaya, Oya Baydar, Refik Durbaş, Seydi Fırat, Şenol Karakaş, Yıldız Ramazanoğlu, Zeynep Tanbay'ın da yer alacağı sanatçı, aydın, yazar, gazeteci ve aktivistler birer kısa konuşma ile "BARIŞA BİR ŞANS VERİN" diyecekler. Yer: Taksim Square Otel Sıraselviler Cad., No: 15, Taksim / İstanbul Tarih: 26 Kasım 2007, Pazartesi Saat: 18.30 - 20.30 www.kureselbarisveadalet.org, koalisyon@kureselbarisveadalet.org
-
Alındı: Kasým 17, 2007, 2:00am EET
Vakit paçavrasının "küstah" diyerek hedefe koyduğu sergiyi destekliyoruz! Sergi videosunu ve Hafriyat'tan extramücadele ile yapılmış söyleşiyi izleyebilirsiniz...
-
Alındı: Kasým 7, 2007, 7:00pm EET
Eski sütûnlu caddeyi tırmanıyor ağaçlıklı yoldan, tepede Asklepion’a varıyor, virankapısında Buraya Ölüm Giremez! yazan eskiden. Belki de bu kapının eskiden olduğu yerde, süslenmiş develerle poz veriyor şimdi, nereli olduklarını kestiremediği gülücüklerle genç, güzel kızlar. Her kalıtın önünde asılı levhaları okuyor dikkatle, bir de hiç inanmasa da mermer havuza bozuk para atıyor bir dilek tutup. Bir kemerin altından usulca geçerken o, aşağıda günebakanlar eğilip selamlıyor ayı güneş henüz batmamışken, kızarmış narların tam çatlama zamanı. Çamlar meltem üflüyor seyrelmiş uzun sakalına görmüş geçirmiş durmuş adamın, söylencelere inandığı vakitler çok eskilerde kalmış, biliyor hiçbir uykunun yarasını iyileştirmeyeceğini ve hiçbir tanrının, hâlâ Bergama’da yaşayan o kadın kadar asla sevilemeyeceğini. HİRE
-
Alındı: Kasým 4, 2007, 6:00pm EET
Onbinler barış için haykırdı:SINIRIMIZ İNSAN, ÖTESİNE GEÇME! Türkiye'nin dört bir yanından gelen sivil toplum örgütü üyeleri sabah erken saatlerde Hipodrom'da buluştu. Sık sık "Savaşa hayır, barış hemen şimdi","İnsanca yaşamak istiyoruz", "Yaşasın halkların kardeşliği", "Hepimiz Hrant, Hepimiz Ermeniyiz", "Üreten biziz yöneten de biz olacağız", "Kahrolsun ABD Emperyalizmi", , "Irkçılığa dur de" sloganlarının atıldığı mitingde KESK Genel Başkanı İsmail Hakkı Tombul, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı ve TTB TTB Genel Sekreteri Altay Ayaz birer konuşma yaparak AKP Hükümeti'nden halkın demokratik taleplerini dikkate almasını istediler. <a href="http://hire.blogcu.com/4677604/"> Devamı...>></a>