Devamı gelecek...
http://uploaded.to/?id=0iotaq
858 öğe. (0 okunmamış). Yazarlar: 28
OOXML'e karşıyız!
Çünkü bizler; tüm kamu kurumlarının, firmaların, yerel yönetimlerin, okulların, hastanelerin ve sıradan insanların "gelecek endişesi" olmaksızın kullanabileceği, özgür ve açık bilişim standartlarını istiyoruz... Bizler, bilişim standartlarının uluslararası yazılım tekellerine değil; insanlara hizmet için var olması gerektiğini düşünüyoruz...
Hedefimiz, herkesin kamusal bilgiye hızlı, eşit, ücretsiz ve özgürce ulaşabileceği bir yapıdır.
2006 yılında, OASIS OpenDocument adıyla da bilinen ve bu hedeflere ulaşılmasını sağlayan bir standart doğdu. OpenDocument, özgür ve herkese açık bir XML doküman belirtimi standardı (ISO/IEC 26300:2006). OpenDocument standardı sadece özgür ve güvenilir olmakla kalmayıp, devletleri ve vatandaşlarını da belli bir yazılım markasının ürünlerine mahkûm olma zorunluluğundan kurtarıyordu...
OpenDocument dosya biçimlerinin birer uluslararası ISO standardı olarak kabul edilmesi üzerine, pek çok ülkede "özgür ve açık standartlar" kullanma eğilimi artış gösterdi. Bu gelişmeden rahatsız olan ve OASIS üyesi olmasına karşın OpenDocument'ın standartlaşması aşamasında işbirliği davetlerini reddeden Microsoft, kendi Office serisi ürünlerinde kullanacağı XML tabanlı dosya biçiminin bir ISO standardı olarak kabulü için çalışmalara başladı. Microsoft'un bir ISO standardı olarak kabul edilmesini istediği bu yeni dosya standardının adı OOXML...
OOXML'in açılımı her ne kadar Office Open XML olsa da, bu yeni standart açık ve özgür değil... OOXML'in içerdiği teknolojilerden bir kısmı patentlenmiş durumda. Patentlerin sahibi ise elindeki patentleri kullanarak özgür yazılımları kullanan kişi ve şirketleri tehdit eden bir firma... Standart yeterince açık olsa ve kabul edilse bile, bu standardın içerdiği teknolojileri kullananlara Microsoft tarafından dava açılabilecek!
(...)
OOXML'in ISO standartı olarak kabul edilmesine dair son karar, 24-25 Şubat günü Cenevre'de ulusal standart komitelerinin bir araya geleceği toplantıda verilecek. Bu toplantıya Türkiye'yi temsilen Türk Standartları Enstitüsü (TSE) katılacak.
Tüm çabamız, Türkiye'nin bu oylamada kullanacağı oyun, özgür ve bilgiye ulaşmada fırsat eşitliği sağlayacak mevcut OpenDocument standardını engellemeye yönelik hazırlanan "OOXML'e Standartına Hayır" olarak çıkmasını sağlamak.
- OOXML'e karşıyız çünkü bu yeni standart, bilgiye özgür ve açık standartlarla erişimi engellemeye yönelik bir girişim. Bu nedenle bizler, özgür OpenDocument dosya biçimlerini destekliyor ve mevcut yazılım tekellerinin kendi patentli ve markalı teknolojilerini kamusal alanlarda standart haline getirme çabalarına karşı çıkıyoruz!
- OOXML'e karşıyız çünkü bu yeni dosya biçimi tek bir yazılım firması tarafından destekleniyor. Bir devlet düşünün, arşivindeki eski tarihli belgeleri açamıyor, çünkü bu belgeler artık desteklenmeyen bir dosya biçiminde yazılmış. Dosya biçimi sadece tek bir programla açılabiliyor ve o şirket artık piyasada yok! Bundan 10 yıl, 20 yıl sonra ne olacağını kim garanti edebilir? Bir şirket ürünü desteklemeyi durdurdu diye ülkelerin arşivi kaybolup gidecek mi?
- OOXML'e karşıyız çünkü eski MS Office belgelerine uyumluluk adına tanımlanmış, ancak nasıl işlenmesi gerektiği belirtilmemiş etiketleri kullanıyor bu yeni standart. Bunlar sadece "şu program gibi davran" diyorlar, örneğin "Word95GibiBiçimlendir" bunlardan biri. Standart "açık" olduğunu iddia ederken, programların bu tarz özellikleri kullanabilmesi için adı geçen programların nasıl çalıştığının bilinmesi gerekiyor. Bu ise OpenOffice.org gibi programların yıllardır uğraşıp halen tam anlamıyla gerçekleştiremedikleri bir durum.
- OOXML'e karşıyız çünkü daha önceki oylama sırasında gündeme getirilen ve büyük kısmı hâlâ çözümlenmemiş 3000'den fazla soruna sahip bir standart öneriliyor bize!
- OOXML'e karşıyız çünkü bu yeni standart talebi geçmişte VML gibi standart olma başvurusu reddedilmiş teknolojilere atıfta bulunuyor. Bir standardın, hem de konuda onaylanmış ve herkese açık/özgür alternatifleri (Örneğin SVG) varken, reddedilmiş eski ve sahipli bir teknolojiye atıfta bulunması, bu yeni standardın neden açık ve özgür olamayacağının bir başka göstergesi... Bu yeni standart, Microsoft'un pek çok patentli teknolojisine atıflarda bulunması, bu yeni dosya biçimini kullanacak yazılım firmalarının üzerinde bir patent/mahkeme kılıcının sallanmasına yol açacak!
Aslında karşı olmak için daha pek çok nedenimiz var....
ISO tarafından onaylanmış bir XML doküman belirtimi standardı (ISO/IEC 26300:2006) olmasına rağmen, Microsoft'un kendi sahipli dosya biçimi olan OOXML'i bir ISO standardı haline getirme çabaları hakkında bilgisayar kullanıcılarını bilgilendirmek ve harekete geçirmek amacıyla "OOXML'e Hayır!" diyoruz.
(...)
Özgürlükİçin OOXML'e Hayır!







Windows'un kalesi olan ABD'de bile bir teknoloji marketi Linux yüklü ucuz bilgisayarları düşük gelir seviyeli kesimle buluşturmayı başarıyor.
Türkiye'de farklı meslek gruplarına sağladığı indirimlerle toplu bilgisayar ihalelerini almaya çalışan, böylece lisanslı kullanım oranını yükseltmeye çalışan Microsoft, Çin ve Brezilya gibi ülkelerde çok düşük lisans ücretleri uygulamasına rağmen başarılı olamadı. İlginç olan, Microsoft'un kendi ülkesinde fiyat indirim politikası uygulamayıp, hiç kimsenin işine yaramayan Starter Edition'ın kullanılmasını tavsiye etmesi. İnsanları yüksek gelir seviyesine sahip olan ABD'de bile insanlar özellikleri kırpılmış bir işletim sistemine para ödemek yerine tam özellikli bir işletim sistemini kullanacak kadar akıllı davranıyor. Evlerde yeni oyunları oynamak için Windows yüklü bilgisayarlara ihtiyaç duyuluyor ama bu oyunları çalıştırabilecek donanım birçok insanın yetişemeyeceği kadar pahalı. Genel kullanım ve intermet kullanımı için ne bu pahalı donanımlara, ne de pahalı işletim sistemlerine para bağlamaya gerek var. Evlerde durum böyleyken, birçok ülkenin resmi kurumları da ofis uygulamaları ve web tabanlı uygulamalar için kullanılan bilgisayarlarında yerelleştirilmiş Linux sürümlerine hızla geçiyor.
Türkiye'de birçok yerli marka Linux'lu masaüstü ve dizüstü PC'ler üertiyor, ancak bu sistemlerde sadece işletim sistemi maliyetinden tasarruf ediliyor. Donanım bileşenlerini daha hesaplı hale getirmek hiçbirinin aklına gelmiyor. Tabii ki donanım maliyetini düşürmek için büyük tekellere bağımlı olmak yerine, VIA işlemciler gibi yeterli gücü düşük maliyetle sunabilen bileşenleri Türkiye'ye getirmeye ihtiyacı var. Amerikalı ünlü WAL-MART şirketi tüm bu şartları değerlendirip, Ubuntu temelli ünlü gOS'u işletim sistemi olarak kullanan sistemler tasarlattı ve online olarak satışına başladı. Temel sistem monitör hariç sadece 199 dolar fiyatla kullanıcıya ulaşıyor ve 1.5 GHz düşük güç ihtiyaçlı VIA işlemci, 512 MB RAM, 80 GB 7200 devir disk gibi Linux'u yüksek verimle kullanabilmek için yeterli bileşenleri içeriyor. Tabii yine de işletim sitemine para ödemek için çırpınanlar fiyatı ikiye çarparak Vista yüklü modeli tercih edebiliyor.
Tabii ki tek hesaplı sistem alternatifi bu değil. Geçmişte İlk Bilgisayarım organizasyonu 100 dolara kurmalı PC üretmeye çalışmış, sonra fiyat gittikçe yukarılara doğru tırmanmış, işin içinden çıkılamayınca proje iptal edilmişti. Uluslararası organizasyonların yapamadığını yakından tanıdığımız Asus yaptı, portatif medya oynatıcı fiyatına kullanışlı bir taşınabilir bilgisayar üretti. ABD'de konfigürasyona göre 200 dolardan başlayan fiyatlarla satılan Asus Eee 701, bu ülkede 6 saniyede bir tane satılarak en çok tercih edilen yılbaşı hediyesi olmayı başardı. Eee'nin herkesin dikkatini ilk anda çeken iki eksikliğiyse, bu kasaya daha büyüğü takılabilecekken, küçücük kalan 7 inç ekranı ve Linux için yeterli olan ama zamanla yetersiz kalabilecek 4 GB flash diski oldu. 7 inç ekranlı portatif medya oynatıcıların bu fiyata satıldığını düşünürseniz, Eee oldukça ucuz kalıyor. Disk kapasitesi sorununu da USB bellekler ve harici disklerle kolayca aşabilirsiniz.
Şimdi beklentimiz, Türkiye'de Pardus gibi bir güç varken, ülkemizdeki teknoloji devlerinin konuya ilgi göstererek, bu ülkenin büyük çoğunluğu asgari ücretle yaşamak zorunda olan insanları için birşeyler yapmaları. Yapılabileceğini biliyoruz, yapılabildiğini görüyoruz
Kendinize ve PC'nize iyi bakın.



























Pardus 2007'yi kullanmadan önce kendinize yöneltmeniz gereken en önemli soru bu... Linux sadece birtakım 0 ve 1'lerin paylaşımına değil, bazı felsefi gerekçelere ve bir ahlaki duruşa dayanır. Nasıl mı?
Linux'un ne olduğunu anlatmak için başta bir düz yazı yazmayı düşünüyordum. Fakat daha sonra Linux'un ne olduğunu bilen ve Linux'un ne olduğunu merak eden iki kişi arasında yaşanması muhtemel diyaloglar uzayından rastgele bir tanesini seçmeye ve Linux'un ne olduğunu anlatmaktan vazgeçmeye karar verdim.
- Peki Linux nedir?
- Hemen efendim: Linux 1991 yılında Finlandiya'lı bir bilgisayar mühendisliği öğrencisi olan Linus Torvalds tarafından geliştirilmeye başlanmış olan bir işletim sistemi çekirdeği projesidir.
- İstirham ediyorum. “Linux nedir” derken ne kast ettiğim gerçekten ortada değil mi?
- Hmm. Linux gerçekten bir işletim sistemi çekirdeği projesi ama. Fakat ben senin asıl duymak istediğin yanıtı anladım. Senin aradığın yanıta giden yolda ihtiyacımız olabilecek bir iki ufak kavramdan bahsedeyim önce, nasılsa sonrası gelir: 'İşletim sistemi', muhtemelen bildiğin gibi bilgisayarımızda istediğimiz uygulamaları çalıştırmamıza ve donanımlarımızı kullanmamıza olanak sağlayan en temel, olmazsa olmaz yazılımlar topluluğudur. 'Çekirdek' ise işte bu yazılımlar topluluğunun en temel bileşenidir. Linux da aslında bir çok açık kaynak kodlu işletim sisteminin çekirdeğini oluşturan bir yazılımdır, fakat yıllar içerisinde Linux adı açık kaynak kodlu işletim sistemlerinin bütününü tanımlar bir hâl almıştır.
- Hah. Şu meşhur “açık kaynak kodlu yazılım” hadisesi. Eğer şu kaynak kod denen şeyin ne olduğunu bir anlarsam çok bomba bir soru soracağım sana.
- Çok ayrıntılı bir açıklamayı hak etmesine rağmen basitçe özetlemeye çalışayım. Yazılımlar ile onların kaynak kodları arasındaki ilişki, yemekler ile o yemeklerin tarifleri arasındaki ilişkiye benzetilebiliriz. Kaynak kod bir yazılımın belirli, formal bir yapı içerisinde, insan tarafından anlaşılabilecek bir notasyonudur. Bir yazılımın kaynak kodu, o yazılımın neyi tam olarak nasıl yaptığını anlatır. Kaynak kodlar belirli işlemlere tabi tutulur ve ortaya meşhur 1 ve 0'lardan ibaret, bilgisayar tarafından anlaşılıp işletilebilecek ikili yazılımlar çıkar. Bu arada bu dönüşüm tek yönlüdür, yani bir yazılım kaynak koduna dönüştürülemezken kaynak kod, yazılıma dönüştürülebilir.
- Bomba sorudan vazgeçtim. Sonra soracağım onu. Başka bir soru: Linux'u bir sürü insan geliştiriyor. Doğru mu?
- Doğru.
- Ama bu projeyi Linus Torvalds başlattı... Peki günün birinde Linus denen beyefendi Linux'un kaynak kodunu kapatırsa ne olacak? Bunca insan yardım ediyorsa bir bildikleri vardır herhalde değil mi?
- Bir şeyleri anlama arefesinde olan kişilerin klişe sorusunu sordun fakat bana güzel bir başlangıç noktası sağladın. Evet, Linus Torvalds böyle bir şey yapabilir. Bu güne kadar Linux'un kaynak koduna katkıda bulunmuş herkese yazdıkları kod karşılığında para verip telif haklarından feragat etmeleri konusunda anlaşıp Linux'un kaynak kodunu kapatabilir. Fakat bir önceki çekirdek sürümünün kaynak kodu üzerinden çekirdeğin farklı bir isimle geliştirilmesine engel olamaz. Bunu sağlayan ve katkıda bulunanların güvende hissetmesini sağlayan şey ise GPL, yani Genel Kamu Lisansı'dır.
- Konu benim ilk sorduğum sorunun asıl cevabına doğru gidiyormuş gibi bir his var içimde. Senin başta bana göstermediğin nezaketi gösterip seni utandırayım ve mevzunun gidişatını bozmamak için “nedir bu GPL lisansı” diye sorayım.
- Çok naziksiniz, teşekkür ederim. GPL bir özgür yazılım lisansıdır. Bir yazılım bu lisans ile lisanslandığında kaynak kodu topluma armağan edilmiş olur ve dünyadaki herkese ayrım gözetmeksizin şu hakları verir: “Bu yazılımı istediğin amaçla çalıştırabilirsin”, “Bu yazılımın kaynak kodunu istediğin gibi değiştirebilirsin”, “Bu yazılımın orijinalini ya da değiştirdiğin halini toplumla paylaşabilir, istediğin kadar kopyalayabilirsin”. Bu kurallarına alışık olduğumuz bilişim dünyasının anlayışından öte, insana yakın bir yaklaşım.
- Faideli duyuluyor da bunun pratik bir faydası kafamda canlanmadı aslında.
- Aslında hem pratik hem de dolaylı bir takım faydaları var. Bir kere GPL şemsiyesi altında geliştirilen bir yazılım özel bir çaba sarf etmeye gerek bırakmadan, başlangıcından sonuna değin, ayrım gözetmeksizin “toplumun” ve “insanlığın” yararına geliştirilmiş olur. Neden? Çünkü, yazılım geliştiricileri tekerleği yeniden keşfetmekle vakit harcamaz, daha önceden çözülmüş problemleri yeniden çözmeden, o çözümleri doğrudan kullanarak yeni yazılımlar üretebilirler. Böylece ayrıntılarla vakit kaybetmek yerine yeni fikirleri hayata geçirmelerine zaman kalır (örneğin Firefox buna bilinen bir örnek). Yeni fikirler sayesinde bilgisayar kullanıcılarının önünde daha çeşitli ve iyi alternatifler olur. Öte yandan kullanıcılar özgür yazılımlara çoğunlukla 0 maliyet ile “sahip” olabildikleri için yazılım ücretlerine ayırdıkları kaynakları donanıma ya da diğer ihtiyaçlarına ayırabilir, yaşam ve çalışma standartlarını yükseltebilirler. Yüksek çalışma standardı verimi artırır vesaire.
- Güzel açıkladın. Fakat sen yabancı değilsin, açık konuşayım. Maliyet olayı bence pek de geçerli bir argüman değil, “DVD dolusu program 3 YTL, ne maliyetinden bahsediyorsun?” derler adama.
- Eh teşekkür ederim. Madem yabancı değiliz ben de açık konuşayım. Bir çok kişi senin söylediğin şekilde düşünüyor ve bilgisayarlarını lisans bedelleri ödenmemiş, kopya yazılımlar ile kullanıyorlar. Bunu yapanlar hem vicdanen hem de yasal olarak suçlular ne yazık ki. Eğer bir üretici bir yazılımı için bir bedel istiyorsa, ona emeğinin karşılığını vermemek ve yazılımı kaçak kullanmak üreticiye yapılmış büyük bir haksızlık bence. Bunu yapan insanlar vicdanlarına nasıl hesap veriyorlar bilmiyorum, fakat bunun çok hızlı gelişen bilişim sanayisi yüzünden bilişim ahlakının oturmasına vakit kalmamış olmasına bağlıyorum. Vicdan konusu bir kenara, bu insanları yasalar karşısında hırsız durumuna düşüren bir eylem. İnsanların sırf ihtiyaçlarını karşılamak istedikleri için hayatları boyunca yapmayı akıllarından bile geçirmeyecekleri suçları yasalar önünde işlemiş sayılmaları üzücü. Fakat daha üzücü olan ise buna alışmış olmaları ve alternatifleri görmezden gelmeleri. Öte yandan birey olarak bir DVD dolusu program ile hayatını sürdürebilir birisi, peki ya devlet kurumları? Tamamen duygusal bir şekilde bizim ülkemiz özelinde düşünürsek, devlet her yıl milyonlarca dolarlık yazılım satın alıyor, açık kaynak kodlu alternatifleri olduğu halde. Kesinlikle bu para ile çözülecek pratik sorunları vardır ülkenin değil mi?
- Vicdan filan diyerek beni utandırdığın için bu sohbetimizde ikinci kez istirham ediyorum.
- Hem bir de şöyle bir şey var, örneğin kapalı kaynak kodlu bir yazılımın lisans bedelini ödedin ve kullanıyorsun. Böylece hem yasalar hem de vicdanın mutlu. Diyelim bir arkadaşın bu yazılımın bir kopyasını istedi senden, fakat yazılımın lisansı buna müsaade etmiyor. Ne yaparsın?
- Tuzak soru. Ne söylesem kurtaramayacağım. Sen nasıl istersen öyle devam et madem.
- Lütfen sorulara cevap verelim. Ben size böyle mi yapıyorum?
- İyi. Veririm.
- Verirsin. Peki bunu yaptığın zaman lisans sözleşmesine aykırı davrandığın için baştaki duruma geri dönmüyor muyuz? Hem vicdanen hem de yasal olarak yanlış bir şey yapıyor hem de arkadaşının da aynı yanlışı yapmasına ön ayak olmuyor musun?
- İyi. Vermem.
- Kızdı. Neyse. Bir yerde doğrusu bu, vermemek: değneğin diğer ucuna seyahat. Bence böyle bir ikilemin yaratılmış olması insanlığa atılmış en büyük kazıklardan birisidir. Ayrıca bence bu durum açık kaynak kodlu yazılımların temelinde yatan ve insanlara sağladığı kavramlardan birisini ortaya çıkartıyor: paylaşım.
- Özgürlük diyeceksin sanmıştım.
- Ben de öyle derim diye hesaplamıştım ama orada pat diye “özgürlük” demek olmayacaktı. Fakat GPL hükümlerini şöyle bir düşündüğünde genel bir özgürlük anlayışının varlığını hissedebilirsin sanırım.
- Tamam anladım. Yani kafamda bir şeyler canlandı diyelim. Güzel bir olay, birileri var, kod yazıyorlar ve açıyorlar, diğerleri onların yazdıklarını kullanabiliyor, onlar diğerlerinin yazdıklarını kullanabiliyor, bir lisans var, bu kodları kamunun malı yapıyor filan. Ayrıca özgür yazılımları kullanmak güzel bir şey.
- Ve özgür yazılımları kullanmanın en etkin yolu bir Linux dağıtımı kullanmak.
- Hah, Linux dağıtımı, bu ne oluyor?
- Linux dağıtımı dendiğinde, Linux çekirdeği ve onun çevresindeki özgür yazılımları uyum içerisinde çalıştıran, yeni uygulamaların kurulması ve kaldırılması noktasında kolaylıklar sağlayan bir işletim sisteminden bahsediliyor.
- Açık kaynak kodları oradan buradan toplayıp uyumlu halde çalışacakları sistemler haline getiriyor insanlar ve bu Linux dağıtımı oluyor öyle mi?
- Evet, kimileri kendi araçlarını yazıyor, kimileri diğerlerine nazaran daha kolay oluyor. Fakat her biri kullanıcılara özgür bir şekilde bilgisayar kullanmanın tadını ve huzurunu vaat ediyorlar.
- Tabi sana huzur vaat ediyordur, fakat insanların Linux'un zorluğundan bahsettiklerine şahit oluyorum. Ben deneyeyim diye başına otursam kim bilir neler gelecek başıma. Bu konuda bir cesaretsizliğim var.
- Artık dağıtımlar çok gelişti. Kabul ediyorum, eskiden bu kadar kolay değildi. Fakat Pardus yedi tıklama ile kuruluyor örneğin, diğer Linux dağıtımlarının da ondan aşağı kalır yanı yok. Bir sürü insan kısa bir alışma sürecinin ardından rahatlıkla Pardus ya da diğer dağıtımları kullanabiliyor. Bir yerde buna cesaret etmek ve Linux'a bir şans vermek gerekiyor. En nihayetinde bu akıma güç veren şey kullanıcılar. Sadece kullanmakla dahi ciddi bir katkı sağlamış olacaksın.
- Eh. Bu kadar laftan sonra denerim artık. Sonuçta Linux'un anlamı biraz genişlemiş durumda anladığım kadarı ile. Linux deyince insanlar artık özgür yazılımlar ile çevrelenmiş bir işletim sistemi ve bir anlayıştan bahsediyorlar sanki.
- Evet, aynen öyle. Ben kısaca özgürlüğün anahtarı diyorum.
- İyi gidiyordun aslında. Son söylediğin hem çok reklam kokuyor, hem de hiç özgün değil. Hadi ben yabancı değilim, fakat başkasına söyleme.