DeSol ‘muş grubun adı. Bugüne kadar nasıl denk gelmemişim. Kaç gündür bundan başka bir şey dinlemiyorum : On My Way . Yol şarkıları albümüne bir yenisi eklendi.
1221 öğe. (2 okunmamış). Yazarlar: 35
Bu aralar uğraştığım yazılımlardan biri de OpenCV. Kendisi, bilgisayarda görme (computer vision) konusunda bir çok algoritma kodunu barındıran bir kitaplık.
Pardus 2008 de
pisi it opencvkomutuyla kurabilirsiniz. Malesef Python arayüzü ile ilgili sorunlar yüzünden 2007 dağıtımında düzgün çalışmıyor.
Geçenlerde geliştirici listesinde dönen, bluetooth taşıyan kullanıcının sinyal şiddetinden ne kadar uzaklaştığını anlayıp ekranı kilitleyecek araç fikri bana ilham verdi. Şu basit panel programcığını kodladım. Çalıştırdığınızda panele yerleşiyor. Bilgisayarınızı bağlı kamerayı yüzünüze yönlendiriyorsunuz (çoğu laptopta dahili kamera bu şekilde zaten). Eğer 5 saniye boyunca bilgisayar yüzünüzü göremezse ekranı kilitliyor (panel ikonunun griye dönmesinden saymaya başladığını anlayabilirsiniz). Ayrıca birden fazla yüz varsa, derhal birinci desktop'a geçiyor, bu özelliği de patron arkadan bakınca ikinci desktop'ta oynadığınız oyunu saklamak için kullanabilirsiniz :D
Programcık çok cilalanmış değil, bazı değerler hard-coded vb. Fakat KDE, OpenCV ve Python aracılığıyla bir kaç sayfalık kod ile neler yapılabileceğini gösteriyor.
Ufak bir duyuru: Hareketli zeki robotlar konusunda bir gezegen açtık: Chapek9! Konuyla ilgiliyseniz bağlantıyı rss yazılımlarınıza eklemeyi unutmayın :)
Haftanın şekeri ise Johnny Cash ve Louis Armstrong playing in black&white..
Bugün dünya sistem yoneticileri günü (temmuzun son cumasi). Kendi günümü kutlarken, [www.sysadminday.com] adresindeki metni biraz cevirip biraz evirdim
Bu videoyu bugün herkes seyretsin…
Sistem Yöneticinizi Hızlı Yoldan Delirtmek İçin :
(Bu yazıda sistem yöneticisinin adı Ali olarak örneklendirilmiştir)
* MP3 dosyalarınızı ağdaki sunucularda sakladığınızı bir kez daha kontrol ediniz. Kişisel dosyalarınızı kişisel bilgisayarınızda saklayarak değerli disk alanınızı ziyan etmenizi istemeyiz. Ali yüzlerce GB’lık veriyi yedeklerken MP3 dosyalarını ayıklamaktan özel bir zevk almaktadır.
* Oynayabileceğiniz bütün koblolarla oynayın, uygun gördüğünüz şekilde söküp tekrar takın. Yeterince eğlenince Ali’ yi çağırın ve her şeyin 5 dakika önce çalıştığına ve elinizi bile sürmediğinize yemin edin. Ali gizemli problemlerle uğraşmayı sever. Eğlencenizi katlamak için Ali’ nin omuzunun üzerinden hangi kabloyu nereye taktığını izleyin ve hangi kablonun ne işe yaradığını neden oraya taktığını sorun.
* Hata mesajlarını asla not almayın. Sadece OK/Tamam düğmesine basın ve bilgisayarınızı yeniden başlatın. Ali hata mesajının ne olduğunu tahmin etmeye bayılır.
* Bilgisayarınız hakkında bir şeyi tarif ederken siyah düğme, büyük delik gibi gizemli terimler kullanmaya özen gösterin.
* Bilgisayarınızdaki anti-virus programı gelen bir e-postada virus bulduysa hemen anti-virusu devre dışı bırakın ve ekli dosyayı açın. Ali de sizin gibi bilgisayarların anti-virus olmadan ne kadar yaşayabileceğini test etmeyi sever.
(more…)
Kültür bakanlığının güzel bir hizmeti var, 20 ytl karşılığında alabileceğiniz MüzeKart sayesinde bakanlığa bağlı tüm müze ve ören yerlerini bir sene boyunca bedavaya gezebiliyorsunuz. Çok sık gezmiyorsanız bile oldukça hesaplı. Bir incelemenizi tavsiye ederim.
Homoerotik safkan beyaz temalı Abercrombie & Fitch markası, delikanlı geçinen ve kültürlerin kaynaştığı Türkiye'de nasıl bu kadar moda oldu anlamış değilim. Böyle bir şey giyiyorsanız şunu bir seyredin hele :)
Bir bilgisayarı motor ve sensörlere bağlamanız gerekmişse, yada çok basit olmayan kararlar verecek bir elektronik devre yapmışsanız, mikrokontrolörlere illaki işiniz düşmüştür. Mikrokontrolör basitçe, üzerinde CPU, RAM, Flash bellek gibi birçok bileşen içeren ve kendi başına ufak bir bilgisayar gibi çalışabilen bir entegre devredir.
Türkiye'de çoğunlukla Microchip'in PIC serisi kullanılıyor, ama ben Atmel firmasının AVR serisini tercih ediyorum. Neden derseniz, geliştirme ortamı bildiğimiz gcc! gcc'nin çalıştığı herhangi bir platformda, normal masaüstü işlemcilere, yada gömülü ARM işlemcilere vb nasıl kod üretiyorsak, aynı şekilde AVR için geliştirme yapabiliyoruz.
Geliştirme ortamını paketledim ve Pardus 2007 ve 2008 depolarına girmiş durumda.
pisi it -c programming.microcontrollerkomutuyla kolayca kurabilirsiniz. Derleme ortamı binutils-avr, gcc-avr ve avr-libc paketlerinden oluşuyor. Derlediğiniz dosyaları avrdude aracıyla entegrenize yükleyebilirsiniz.
Yükleme bağlantısı için internetten STK500 gibi bir kit satın alabilir, ya da ucuz ve rahat temin edilebilecek bir çözüm isterseniz Altaş yayıncılığın USB programlayıcı kartını kullanabilirsiniz.
AVR işlemcilerin çoğu modelini Karaköy'de bulabilirsiniz. Fiyatları oldukça ucuz ve dahili osilatörleri olduğu için, nerdeyse iki bacağını akıma bağlayan basit bir devreyle çalıştırabiliyorsunuz. Model seçerken dikkatli olun, mesela 3 PWM çıkışı var diyebilir, ama o pinler aynı zamanda programlama girişi yada RS232 gibi başka bir üniteyle ortak çıkabilir, teknik PDF dosyasını indirip pinlerin görevlerini kontrol etmekte yarar var.
Blogu uzatmamak için burada kesiyorum, ilerde yazılım araçlarının kullanımı ile devam ederiz.
Nota tanıma programı ise sevgili Löker'in katkısıyla ölçeklenebilen SVG bir arayüze kavuştu. Qt4'ün QGraphicsScene sınıfına da ayrıca teşekkür ediyoruz.
Emrah Özesen is an interesting photographer who started his journey when he was in high school and used photography to dive into journalism during his college years, which were quite tempered politically. Later on, Özesen became a national athlet in Kayaking, where he documented numerous rivers in and out of Turkey both with wild landscapes and seeing the challange of man versus nature through his objective...
It is not so easy to live as an artist (or even as an athlete as long as you are not a member of national football team) in Turkey, so most of the photograph artists are also working as commercial photographers or take different professions and spare time for their passion. This situation makes any conceptual project quite valuable, sometimes even luxury for artists...
Özesen, politely donated 8 different pictures of his latest work which he made with jugglers. Following our motto, ...for freedom, Özesen chose Creative Commons 3.0 BY-NC-ND license to publish these great pictures. I would like to thank him personally by this note, where I also owe him an apology for writing this so late, approx. 1 month later than the release... Anyway... Thanks buddy, keep going so we can see much more...



Emrah Özesen, en yalın ifadeyle lise günlerinde yaşanmış basit bir hevesi, yaşamı boyunca karşılaştığı tüm heyecanlara taşımayı başarmış bir fotoğrafçı. Fotoğrafın keşfini takip eden dönem, üniversite yıllarının hareketli gündemine denk düşünce (foto)muhabirliğin keşfinde kullanılan makina, sonra Türkiye'nin milli kayak sporcularından biri olarak yetişmesi sürecine paralel olarak nice nehirlerinde doğayı ve insanın mücadelesini gözlemler hale gelmiş. Eh, insan böyle yaşayınca, belgelemese ayıp...
Memlekette sanatın (ya da futbol dışında bir spor yapan sporcunun da) durumu belli, elinde fotoğraf makinasıyla uzun zaman geçirmeyi sevenler bir süre sonra kendilerini çeşitli reklam/tanıtım fotoğraflarını çekerken bulmak ya da başka işlerden ayırdıkları zamanları fotoğrafa saklamak durumunda. Hatta bu zamanlar dahilinde çekilen fotoğraflar birilerini rahatsız edince, sudan sebeplerle hapse falan da giriliyor, ama şimdi konumuz bu değil...
Ama işte vaziyet bu ya, özgün öyküler çalışmak, hakkıyla zaman ayrılan kavramsal çalışmalar üretebilmek, fotoğraf sanatçıları için kolay olmayan fırsatlara bağlı. Sevgili Özesen, bu konuda yakın zamanda tamamladığı başarılı bir dönemin ürünlerinden, jonglörler ile yaptığı bir çalışmadan seçtiği kareleri, ilk günden beri takip edip ve desteklediği Pardus dünyasıyla paylaşt. Fotoğraflar, Creative Commons 3.0 BY-NC-ND lisansı (http://creativecommons.org/licenses/by-nc-nd/3.0/) ile yayınlandı. Yani, kaynak gösterildiği sürece paylaşılabilir, ancak ticari bir işte kullanılması ya da bu görüntüler kullanılarak yeni işler yapılması için hala hak sahibi olan Emrah Özesen'in yazılı izni gerekmekte...
Özgürlük İçin... sloganını takip ederek, eğlence ve temaşa dolu bir dünyanın, soğukkanlı ve ciddi bir gözden yansımasını gösteren kareler, Pardus 2008'le birlikte onbinlerce kullanıcıya Kaptan Masaüstü aracılığıyla sunuldu... Yayımlanışından neredeyse bir ay sonra ve ancak fırsat bulup özürlerimle birlikte açık bir teşekkür edebiliyorum, aşağıdaki güzel karelerini bizimle paylaştığı için... Sevgili Emrah Özesen, sağol ve maceran bol olsun, ki biz de hep görebilelim... ;-)



Firefox adlı, nefret etsek de sevdiğimiz özgür web tarayıcısı 3. sürümünü duyurmasına paralel olarak bir dünya rekoru denemesine girişti. http://www.spreadfirefox.com/en-US/worldrecord/ adresinde yürütülen bir kampanya ile tüm kullanıcılar, bir gün içinde Firefox'u indirerek yeni rekor kırmaya davet edildi.
17 Haziran UTC 18.16'da başlayan deneme, 24 saat sonra 8,002,530 indirme ile tamamlandı ve 2 Temmuz günü Guiness Dünya Rekorları arasına, çıktıktan sonra bir gün içinde en çok indirilen yazılım olarak Mozilla Firefox 3 eklendi.
Firefox ekibi, rekorla ilgili sayfada bir dünya haritası üzerinde, hangi ülkeden kaç kişinin indirdiği bilgisini yayınlamışlar, bu haritada detaylıca bakınca (gerçekten detaylıca) ilginç bir ayrıntı ile karşılaşmak mümkün... Haritaya göre Kuzey Kore ve Doğu Timor'dan bir kişi bile Firefox indirmemiş.
Elbette Kuzey Kore'nin sınırlı internetini aşan kimi kullanıcıların, bu operasyon sonucu artık başka bir ülkedeki bir bilgisayardan bağlanıyormuş gibi görünen bilgilerle indirmiş olma olasılığı, bu ülkeden insanların Firefox indirdiği, ama dünya rekoru denemesine kayıt yaptırmadıkları gibi olasılıklar mevcut. Ancak bu da işin başka bir acı yanı. Dünyanın internet ulaşan tüm bölgelerinde az ya da çok indirilmiş bir yazılımın, iki ülkede hiç ulaşılamamış gibi görünmesi, devletlerin internet üzerinde uyguladıkları saçma sapan politikalar sonucu tarihe düşülmüş bir başka yanıltıcı kayıt haline geliyor.
Bir süredir ülkemizden de Wordpress internet günlüğü hizmetinden yayınlanan tek bir satır okunmuyor, Youtube video paylaşım servisinden bir tek kare izlenmiyor gibi görünebilir. İleriki yıllarda tarihçiler, zamanın bu anında, bu ülkeden o içeriklere erişilmemesinin nedenini merak edeceklerdir. Belki bir fotoğraf araştırmacısı, neden Erdal Kınacı isminde dünyaca başarılı* bir fotoğrafçının yok yere tutuklandığını anlamaya çalışacaktır.
Ey, o araştırmacılar, bunların nedeni, hukuk sisteminin günün koşullarına uymamasına ek olarak, yargıç ve savcılarımızın kadük kalmış yazılı metinleri uygulama konusunda biraz cesur ya da reformcu davranma şanslarını da sicil, puan ve kariyerleri üzerinde olumsuz sonuçlar doğurması ihtimali yok etmektedir. Malesef bu ülkede yargı sistemi kırmızı alarm halindedir ve ne yazık ki bu ülkede şu anda bulunan siyasi iktidar ve toplumun onu denetlemekle yükümlü kıldığı muhalefet, çocukların ayaklarının uçlarına basarak oynadıkları aldım-verdim oyununu siyasi arenada simüle edip derin devletin kırmızı düğmesine kimin basma hakkı olduğunu tartışmakla meşguldur. Bu saçma sapan durumu ayrıca araştırınız, ama sanmayınız ki biz Youtube ya da Wordpress'e giremiyoruz.
Teknoloji diyalektikten uzak değildir, bir şeyi yasaklamayı sağlayan teknoloji, onun aşılmasını sağlayan teknolojiden bağımsız gelişemez. Nasıl ki, her yeni algoritma kırılarak DVD'ler kopyalanıyor, internete konulan her yasak da, o internet var oldukça aşılıyor.
Biz Türkiyeliler, her türlü içeriğe ulaşmayı beceriyoruz, sadece devletin bundan haberi yok... Tıpkı Doğu Timor ya da Kuzey Kore'de Firefox 3 kullanıldığını bildiğimiz ama görmediğimiz gibi, ya da Nazım Hikmet'in sözleriyle;
"ben bir ceviz ağacıyım gülhane parkında
ne sen bunun farkındasın
ne de polis farkında"
* Erdal Kınacı, çalışmalarıyla National Geographic tarafından 2006 yılında "İnsan" fotoğrafları konusunda en başarılı fotoğrafçı seçilmiştir.
GİRİŞ
Staj sonuçları açıklandığında Pardus’ta staj yapacağım için gerçekten çok sevinmiştim. Hatta bu sevinç yurtta bilgisayar odasındaki ” ‘Yaşasın!’ diyerek sandalyeden fırlayan genç gören insan” ‘larca da bizzat tasdik edilip onaylanmıştı. Proje tercihimi her ne kadar “İnternet Bağlantısı Paylaşım Projesi” için kullanmış olsam ve bu proje GSoC‘cu bir arkadaşımız olan ve projesinin hakkını gayet güzel veren Cihangir‘e gitse de yine de “güzel ve eğlenceli” şeyler yaşayacağımı biliyordum Eskişehir’den staj için Gebze’ye gelirken. Herkes birbiriyle tanışıp iş projelerin dağıtılması aşamasına gelince eğlenceli olabileceğini düşündüğümden ‘ağ yöneticisine ad-hoc desteği eklenmesi’ projesini seçtim. Proje danışmanım ise Bahadır oldu. İşte, bu yazı buraya kadar yazdıklarımla tamamen alakasız olarak projeyi nasıl yaptığımla ilgili bir takım teknik şeylerle alakalı olacak. (Ayrıca umarım içeriğine bağlı olarak staj defteri doldurma sancımı da değerli kopyala ve yapıştır arkadaşların yardımıyla bir nebze olsun azaltacak.)
AĞ YÖNETİCİSİ ile ÇOMAR’I ANLAMAK
İşe nasıl başlayacağımı kestirebilmek adına çalışmalarımın ilk aşamasına ağ yöneticisinin kodlarını inceleyerek başladım. Epey vakit alan bu süreç sonunda işimi bitirdiğimde bu sürecin neyin-nerden-nasıl geldiği ile alakalı olarak bana epey birşey kattığını farkettim. Tabii olarak bu okuma ve inceleme aşaması süresince başta ÇOMAR olmak üzere kimi başka konulara da girdim.
…ve ÜZERLERİNDE OYNAMAK
Ağ yöneticisinin işleyişini anladığımı düşündüğümde normalde/her hangi bir GUI olmadan bilgisayarları ad-hoc bağlamak için gerekli olan; kablosuz ağ arayüzü modunu ad-hoc’a ayarlamak, arayüze ip vermek, isteniyorsa arayüze şifre vermek, kanal ayarı yapmak gibi işleri ağ yöneticisinden yapılabilir hale getirebilmek için ÇOMAR’a ait Net_Link_wireless_tools.py betiğini düzenlemeye başladım. Bu betiğin özellikle Dev sınıfına ait up metoduna bağlantı moduna göre değişen bir işlerlik kazandırmam gerekiyordu. Bu sebeple ağ yöneticisine ait connection.py dosyasından gelen mod bilgisine -ki kendileri Net_Link_wireless_tools.py betiğinde bir Python listesinin içinde ikamet ediyorlar- göre (bir erişim noktası ile internete çıkılan kablosuz bağlantılarda managed, ad-hoc bağlantılarda ad-hoc) up metodunda bir dallanma gerçekledim ve geriye sadece Wireless sınıfına ait metodlarla yada standart bir metodu yok ise eğer subprocess modülü yardımıyla up metodunun ad-hoc dallanmasının içini doldurmak kaldı.
Buraya kadar yaptıklarımla ve connection.py‘yi düzenleyerek yaptığım kimi GUI değişiklikleri ile ağ yöneticisini bilgisayarları ad-hoc bağlayabilir hale getirebildim. Fakat projenin buraya kadar yaptığım kadarı ad-hoc modda birbirlerine bağlanacak olan bilgisayarlara el ile ip verme zorunluluğu getiriyordu. Bu noktada bir takım RFC okuma çabalarına daldım ve bir-iki günümü bu hevese harcadım.
Okumaya çalıştığım RFC’lerden öğrendiğim şey yapmaya çalıştığım şeyin (ad-hoc bağlananan makinelere otomatik ip vermek ve ip çakışmasının önüne geçmek) makineler arası Link-Local bağlantı yapmak olduğunu öğrenmem oldu. Bu tipteki bir bağlantı (ki kendisi RFC 3927 ile efendi gibi anlatılmış) ad-hoc bağlı makinelere 169.254.0.0/16 aralığından bir ip tahsis ediyor ve çakışma olduğunda çakışmaya sebep olan makinelerden birine farklı bir ip atıyor.
Bu bağlantı şeklini projeme uygulayabilmek amacıyla birtakım kütüphane arayışlarına girdim. Arayışlarım sırasında avahi-autoipd adlı bir uygulamanın var olduğunu gördüm ve teknik ayrıntılar için freenode’un #avahi kanalında biraz vakit geçirdim. Daha sonra bunu yine up metodunun ilgili kısmına ekleyerek bağlanırken üzerinde mod, şifre vb… ayarları yaptığım ağ arayüzüne ip adresi vermede kullandım. Burda avahi-autoipd‘ye ip adresi verdirirken getirilecek sınırlandırma ve özelleştirmelerin ayarlandığı avahi-autoipd.action dosyası üzerinde de bir takım düzenlemeler yapmam gerekti. Bu işlemle birlikte artık ad-hoc bağlantı yapılan makinelere elle ip verme zorunluluğu ortadan kalkmış ve ağ yöneticisinin ad-hoc desteği projesi testler hariç tamamlanmış olmuştu.
TESTLER, CİHAZ UYUMSUZLUKLARI vs…
Proje bittikten sonra testleri yaparken karşılaştığım en büyük sorun kimi kablosuz cihazların geriye dönük uyumsuzlukları oldu. Intel PRO/Wireless 2200BG chipset’e sahip dizüstümde yazdığım ve düzgün çalışan bir kodun mod değiştirme kısmı Intel PRO/Wireless 3945ABG‘lı bir başka dizüstünde “Device is busy” hatası verebiliyordu örneğin. Bu sorun biraz vaktimi aldı ama olay sonuçta Ubuntu forumlarında gördüğüm ve “Neden daha önce aklıma gelmedi ki?” şaşkınlığıyla karşıladığım; arayüzü önce pasif et, değişiklikleri yap, sonra aktif et tandansında çözümlendi.
Yaklaşık üç yıl önce, Ekim 2005'te, bir SMS almıştım. Antep'te tanıştığımız sevgili Erkan Tekman, onu aramamı istiyordu, konuşacağı acil bir konu vardı. Resmi işlemlerin tamamlanması bir buçuk ay falan sürdü yanlış hatırlamıyorsam, ama ertesi gün Pardus projesi ve UEAKE'nin başka bazı projeleri için içerik editörlüğüne başlamıştım.
İsmi ilk duyuşum, kötü bir dağ çiziminin yanına konduruluvermiş bir Tux görüntüsü önünde UluDağ yazısını takiben oldu sanırım. Gerçi uydurmayayım, o sırada henüz Pardus ismi kararlaştırılmamıştı ama, işte... Sonuçta bu projeyi ve onu tasarlayan kişileri ilk duyuşum o andı. Milli Kütüphane, 3. şenlik, UluDağ paneli... Öhöm... Aslında o sırada panele katılmamıştım, ne yalan söyleyeyim. Bir saat falan karışıklığı galiba... ;)
Sonra Antep'te, Arman ve Ümit'le birlikte Akademik Bilişim konferansı sırasında LKD standında dururken stand komşusu olduk projeyle... Zaten bir çok arkadaşım (Meren, Gürer, Çağlar, Onur, Umut...) projede çalışmaya başlamış olduğu için durum eğlenceli bir hal almıştı. LKD'de bir şekilde karşılaşmamayı başardığımız Barış ve benden üç beş dakika önce falan projeye katılan İsmail falan üstüne kaymak yani... Pek bir kaynaştık kaynak olduğum ekip, kafalarındaki fikir ve bu deliliği yaratan Tekman'la... Sonrasında birlikte ne yapabiliriz diye girişiverdik kollar sıvayıp. Acı, tatlı nice anının yanı sıra, Pardus 1.0, Pardus 2007 ve Pardus 2008'i çıkardık hep birlikte... İnanılmaz üç sene, inanılmaz üç ürün. Yani gerçekten, bazen dönüp nasıl çıktıklarına bakıyorum da... Hani Gençlerbirliği'nin UEFA kupasında Blackburn karşısında oynarken, neyse... İnanılmazdı işte...
Dün, bu durumu daha önce yaşayanların tarifine harfiyen uygun olarak, boğazımda tuhaf bir düğümlenme ile dolandım istifamı verdikten sonra. Bundan böyle bir gönüllü katkıcı olacağım Pardus ekosisteminde. Aslında fiilen bir değişiklik olmayacak belki yaşamımda ama sembolik şeylerin anlamı kimi zaman tahmin ettiğimizden ağır oluyormuş işte. Bir süre genel olarak yazılım ekosisteminden uzak duracağım tahminen. Uzun bir tatile ihtiyacım olduğuna karar verdim. Çok tatil gibi de değil aslında, biriktirdiğim o kadar çok okuyacak, izleyecek ve dinleyecek şey var ki, onlarla zaman geçirmeyi istiyorum. Sonra 2009 çalışmaları sırasında geri döneceğim elbette... O güne kadar tüm geliştirici ekibe bensizliğin tadını çıkarmalarını tavsiye ediyorum, kafanızı dinleyin biraz ;)
... ve sizinle çalışmak muhteşem... di demiyorum, çünkü devam edeceğiz... bu yalnızca bir bayrak yarışı, şu elimdekini bir vereyim birine, azıcık soluklanayım yanınızdayım yine...
Kaptanın seyir defterine ek:
Her zamanki gibi Çağlar aynı konuda benden daha önce blog yazıp, herşeyi daha güzel ifade etmiş. Teknik belge yazmaktan bazı devreler yanmış olabilir, tatil süresince kontrol ettirelim.Gerçi, virüs geçirmeyen bir işletim sistemi yazmaktan çıkıp, bunu yazılım ölçeğinde sürdürmeye devam edecek olan biri insan olmasın da, kim duygusal olsun değil mi... Hehehehe... Pardon Çağlar.
Son günlerde yaşanmakta olan kimi gelişmeler ışığında kamuoyuna bir açıklama yapma gereği duyulmuş olup, TÜBİTAK Hukuk Müşavirliği'nin duyurusu aşağıdadır:
Pardus Kullanıcıları Derneği adı altında faaliyet gösteren kişi ve kuruluşların Pardus sisteminin yaratıcısı olan TÜBİTAK-UEKAE ve TÜBİTAK-UEKAE çalışanları ile hiçbir fiili veya hukuki ilişkisi veya işbirliği bulunmamaktadır. 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve meri mevzuat hükümleri çerçevesinde doğabilecek olası hukuki ihtilaflara mahal vermemek adına bu tür oluşumlar ve bu oluşumlar altında Pardus markası kullanılmak suretiyle yürütülecek faaliyetler öncesinde TÜBITAK-UEKAE'den izin alınması gerekmektedir. Aksi durumda ilgili kişiler hakkında cezai ve hukuki süreçlerin başlatılması yoluna gidilecektir.
TÜBİTAK-UEKAE'nın izni dışında kurulan oluşumlardan ve bu oluşumların yürütmüş olduğu hiçbir faaliyetten TÜBİTAK-UEKAE sorumlu tutulamaz.
Kamunun bilgisine saygı ile arz olunur.
İnanın halen dün gibi hatırlıyorum telefonumun o gün çalışını, telefonu açışımı, Erkan Tekman'ın sesini, anlatılanları dinledikten sonra bir süre öylece duruşumu, kullandığım arabayı sağa çekip arabadan çıkıp bir sigara eşliğinde kendi kendime çocuklar gibi yol kenarında sevinişimi, hızla eve geri dönüp ailem ile heyecanlı heyecanlı konuşmamı, hemen telefona sarılıp dostlara haber verişimi, hazırlanışımı, bulduğum ilk araç ile yola çıkışımı...Bu gece saat 12:30'da Ulusal Dağıtım Geliştirici Ekibi'nin bir parçası olmak amacıyla İstanbul'a Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü'ne doğru yola çıkıyorum.
Ankara'yı terkettiğim için biraz buruk, İstanbul'a gittiğim için biraz heyecanlıyım. Umarım herşey güzel gider.
Ve herşey umduğumdan kat ve kat daha harika gitti. Tarifine kelimeler yetmeyecek insanlar ile beraber tarifsiz şeyler yaşadım. Çalışma arkadaşlarım ailem, Pardus ise çocuğum oldu.
Harcı Alem ve Dürtücü Teknolojileri, o çay salonu görünümlü yerde yüzlerce kağıt arasında aylarca süren tasarım toplantılarını, hepimizin farklı tecrübelerini bir kapta eritip doğru birşey yapmaya çalışmanın verdiği hazzı, birbirimizden öğrenişimizi, o kadar garip enstürmanlı adamın bir orkestra misali bu kadar uyum içinde çalmasını izlemeyi, birbirimizi hem bu kadar sevip hem bu kadar saygı duymayı, sinirlenişlerimizi & kavgalarımızı, bizden başka kimseye anlamlı gelmeyen ara ara bu dünyaya ait olmadığını düşündüğümüz eğlence anlayışımızı, sürüm günleri bir ekran başında "kaç kişi indiriyor" izleyişlerimizi, hiç konuşulmamış olmasına rağmen sessizce üzerinde anlaşılmış "mükemmellikten bir damla taviz vermeme" halimizi, kök dosya sistemlerini, ilk Çalışan CD'yi, ilk PiSi paketini, 1.0 sürümünü, Pardus 2007'yi ve şimdi Pardus 2008'i, sürüm sonrası eğlenceleri, ÇOMAR, Müdür ve niceleri aklıma geldikçe suratımda beliren gülümsemenin bir ömür boyunca hiç değişmeden kalacağına o kadar eminim ki...
Vedaları zerre kadar sevmem ama neyse ki bu yazı da bir veda yazısı değil. Hem insan çocuğuna ve ailesine nasıl veda eder ki? Peki bu yazı ne diye soranları da daha fazla bekletmeden hemen bir aşağıdaki satıra kadar eşlik edeyim o zaman. Ben bu satırları yazarken fonda Goran Bregovic/Iggy Pop - This is a film çaldığını paylaşmadan da geçemeyeceğim;
2001 yılından beri TÜBİTAK sınırları içinde geçirdiğim profesyonel çalışma hayatım 4 Temmuz 2008 itibariyle sona erdi. Temmuz ortalarından sonraki profesyonel yaşantımı ise Symantec çatısı altında sürdürmeye başlayacağım. Bunca seneden sonra bu kararı almak ve uygulamaya geçirmek engel olamadığım acayip duygusallıklarım yüzünden tahminlerin ötesinde bir zaman almış olmasına rağmen arkamda bıraktığım ekip, çıkan ve çıkmakta olan harika işler, yüzlerce çok değerli geliştirici, harika işler yapan bir camia ve binlerce değerli kullanıcımız sayesinde "çocuğumu" şimdilik harika ellere emanet ettiğimi biliyorum.
Bu süre zarfında hayatıma onlarca inanılmaz insan girdi ama özel olarak başta Erkan Tekman'a, bir proje yöneticisinden öte bir abi olduğu, her nazımızı çektiği, bize güvendiği, böyle bir ekibi bir araya getirecek cesareti gösterdiği ve dışardan gelen her acayipliğe bizden önce siper olduğu için. Birinci kuşak diye kendi kendime isim taktığım A. Murat Eren, Gürer Özen, Barış Metin, Onur Küçük, ve Umut Pulat'a, hemen arkalarından koşup gelen Mehmet D. Akın, İsmail Dönmez ve Koray Löker'e, nasıl güzel geldiler dediğim Gökmen Göksel ve Bahadır Kandemir'e, bazen feci pataklayasım gelse de Ali Erdinç Köroğlu'na, sefalar getiren Faik Uygur ve Ekin Meroğlu'na. Son demde aramıza katılan ve çoğu şeye olan inancımı yenileyen Gökçen Eraslan, Ozan Çağlayan, Pınar Yanardağ, Fatih Aşıcı, Işıl Poyraz, Ali Ulvi Tunç, Taner Taş ve Serbülent Ünsal'a, hayran hayran baktığım Gökhan Özkan" ve Banu Önal'a, hastası olduğum Ali Işıngör ve tüm artİstanbul/Özgürlükİçin ekibine, akılın yaşta değil başta olduğunun canlı kanıtı olan ufaklıklar Ahmet Aygün ve Eren Türkay'a, pek değerli harika yingelerim Burçin Metin ve Duygu Özpolat Eren'e, tüm geliştiricilerimize ve tüm camiaya gösterdikleri candan yakınlık ve dostlukları, geçirttikleri harika zamanlar ve diğer her birşey için teşekkürü bir borç biliyorum.
Aynı dün gibi, yarın da bir Pardus geliştiricisi olmaya, bir parçası olmaktan sonsuz zevk aldığım özgür yazılım camiasına katkıda bulunmaya devam edecek ve bizim ufaklığın büyümesini izleyeme devam edeceğim.
Özetle, bir süre ortalarda olamayabilirim ve fakat işler yoluna girdikten sonra umuyorum ki değişen tek şey markası olacak :)
Harmonika öğrenirken ilk çıkan zorluk notaları bükebilmektir. Diatonik tabir edilen harmonikalarda her oktav için 12 notanın hepsi direk olarak bulunmaz. Mesela üçüncü delikten üflerseniz Sol (G), nefes çekerseniz Si (B) notasını çalarsınız. Nefes çekerken ağzınız içindeki hava akışını değiştirmeyi başarırsanız, notayı aşağı çekeceğiniz her yarım adım için sırasıyla Si bemol (Bb), La (A), La bemol (Ab) şeklinde Si'den Sol notasına doğru ses titreşimini indirebilirsiniz.
Bu hava akışını değiştirmek yazıldığı kadar kolay öğrenilen bir şey değil tabi. İşte bu tekniği çalışırken çok işe yarayan Bendometer adlı bir program vardı. Mikrofona çaldığınız sesten harmonika üzerinde hangi notayı çaldığınızı ve ne kadar bükebildiğinizi gösteriyor. Ağzınızla sesin frekansıyla istediğiniz gibi oynayabileceğiniz için (perdesiz gitar vb gibi düşünün) bu notaları tam frekansında çalabilmek önemli.
Faydalı olduğu için parasını ödeyip register da olmuştum. Ancak aylarca yanıt gelmedi, şimdi de yıllık abonelikli ve yüksek ücretli bir hale gelmiş. Ben de bari oturup yazayım işimi görecek bir şey dedim.
Python ve Qt4 ile hızlı bir prototip çıkardım, işte buradan erişebilirsiniz. Sesten notayı çözmek oldukça zor bir problemmiş, bunun için şimdilik Aubio adlı python kitaplığından faydalanıyorum, daha iyi bir algoritma hazırlayana kadar. Programı denemek için onu da çekip kurmanız gerekli.
Şimdilik çok basit halde, bazı şeyler hardcoded falan, ama keyifli bir şekilde gelişeceğini umuyorum. Belki ilgisini çeken olur diye de yazdım buraya :)