Bugünlerde malum memleket hem siyasi hem de sıradan anlamıyla şiddetle fazla haşır neşir... Eh işsizlik had safhada, maaşlar yerlerde falan derken herkesi bir asabiyet sardı, bir çok insan da bunun bir başka yansıması olarak korkuyu yaşamaya başladı.
Bu korkudan payına düşeni alan yakın akrabalarımın ikisi farklı güvenlik önlemleriyle ev tahkimatına giriştiler. Biri DIY modeli bir güvenlik sistemi deneyine girişirken (evdeki çeşitli anahtarların kombinasyonlarıyla çalışan sensorlar, canavar düdükleri falan... pek acaip, ben bile o evden tırsar oldum) diğeri daha düzenli bir masraf kapısı olsa da, anlamlı ve işlevsel olacağını düşündüğü bir iş yapıp bir şirkete başvurdu: Pronet.
Televizyon reklamlarından ismini duymuş olabileceğiniz bu şirket, gelip evinizde bir güvenlik analizi yapıyor ve gerekli gördükleri yerlere gerekli sensorları yerleştiriyorlar. Sonra bunlar bir kumanda merkezine bağlanıyor ve siz ev içinde ya da dışında olma durumlarınıza dair farklı kipler ayarlayabiliyorsunuz. Mesela yatarken devreye aldığınız bir kip, siz yatağınızda uyurken evdeki hareketleri gözlerken, dışarda olduğunuz zamanlar için ayarladığınız her durumu değerlendiriyor.
Buraya kadar mantıklı görünüyor, ama geçtiğimiz günlerde "biz neden böyle bir hayat kurguluyoruz ki" diye başlayan tartışmamızla bu sistemi ciddi şekilde sorgulayıp R2-D2 ve Anakin kapının önündeler, rahat uyu prenses formatından çıkmak istediğimizi anladık. Root oturumu açar gibi buzdolabı açmak gerçekten de hoş bir şey değil. Ben PolicyKit'i genellikle parola hatırlayacak şekilde ayarlayan o son kullanıcılardan biri gibi yaşamayı seviyorum. (kusura bakma beranj)
Tam bu tartışmanın üzerine günde bir dolara evimizi koruyan muhteşem Pronet, bir anda bu blogun ve üyesi olduğu nice gezegenin tarihlerinde yaşayan en elim şirket kusurlarını (bankaları bile) gölgede bırakacak bir başarıyaya imzayı, tepemin tasıyla beraber attı...
** Durum: Gece saat 02.23, elektrikler kesilir ve alarm eve sakaşvili kaçmışça bağırmaya başlar...
** Tepki: İkisi nerd, üçüncüsü de az geek olmayan üç kişilik ev ahalisi koşturarak alarmın başına gider, ancak elektrikler kesik olduğu için kumanda konsolunun da ölü olduğunu fark eder.
Biri: Acil durum jenaratörlerini devreye sokun.
DiÄŸer ikisi: Yok... Ali Sami!
Başka biri: Ne yapacağız peki? Polisi arayıp "endişeye mahal yok, tatbikat yapıyoruz" diyeyim mi, kapıya gelmesinler bu saatte, çay-may uğraşırız...
Bir diÄŸeri: Pronet'e telefon etsek?
** Durum: Aradan yaklaşık üç dakika geçmiş, uyanılıp durum saptanana ve yapılması gereken şeyin bu olduğuna en sonunda karar verilmiş olarak Pronet çağrı merkezi aranır.
Zavallılar:İyi geceler, elektrikler kesildiği için alarmımız devreye girdi, bir şey yapamıyoruz.
Pronetteki zavallı*: Güvenlik kodunuzu alabilir miyim?
Zavallılar: Tabii ki... (verirler)
Pronetteki zavallı: Sorununuz nedir?
Zavallılar: Eeee... (sakin, sakin...) beele, beele oldu abula...
Pronetteki zavallı: Alarma fiziksel olarak ulaşabiliyor musunuz?
Zavallılar: Evet!
Pronetteki zavallı: Tamam o zaman, çıkarın alarmı, açın kutusunu...
Zavallılar: Nasıl yani? Peki ama nasıl açabiliriz ki biz bu kutuyu?
Pronetteki zavallı: Altta vidaları var...
Biz zavallı 2.5 nerd bakarız ki iki alyan vida ile kapanmış bu pek gürültülü ve ışıklı sayın alarm. Evde ki nerd sayısının nüfusa oranı 2.5/3 olduğundan alyan anahtar vardır, ancak karanlık, şaşkınlık vidaların alyan olduğunun tespiti derken bir iki dakika daha geçer ve o sırada siren kendi kendine susar... Telefona dönülür.
Zavallılar: Sustu bu kendi kendine, siz mi yaptınız?
Pronetteki zavallı: Hayır, biz buradan susturamayız zaten, pili bitmiştir.
Zavallılar: (En bülent ersoy osurmamış halleriyle) Efenim?
Pronetteki zavallı: Pili bitmiş olabilir. Şimdi sorun çözüldü mü?
Zavallılar: Hayır efendim, ben bu aletleri biliyorum, elektrik gelince de öter bu, ötmesin istiyoruz!
(O sırada kendi aralarında: ulan bayağı elektronik devre aslında, şu kabloyu çıkarsak...)
Pronetteki zavallı: Tamam hoparlörün kablosunu kesin.
Zavallılar: Biz de onu düşünmüştük ve kabloyu çıkardık. O sırada gördük ve pili de söktük. Tabii ister istemez fark ettik ki güvenlik sandığınız şey epey eğlenceli. Tasarımcılarınızı iş bankasından mı alıyorsunuz? (Bu kısmı anlamaz pronet'te çalışanlar... Sadece müşteriye eziyet edip, aslında hiç bir güvenlik sağlamayan anlamsız süreçler tasarlamakta muhteşem bir geçmişe sahip iş bankası löker'in sinirini gece gece aklına gelerek bir kez daha bozar... ve hırsını pronet'ten almak üzere ses tonunu sertleştirerek devam eder) alarmın duvardan sökülmesine karşı önlem almışsınız, ama elinde alyan anahtarla gelen bu sireni susturabiliyor.
Pronetteki zavallı: Evet, ama bize sinyal gelir.
Zavallılar: Peki o zaman neden biz sizi arayana kadar, 'evinizin alarmı ötüyor' diye siz bizi arayıp kontrol etmediniz?
Pronetteki zavallı: Biz teknik departmanız efendim, onu müşteri ilişkilerine sorabilirsiniz.
Zavallılar: Siz bizi bağlayın gerçekten bir onlara... (bağlandıktan sonar) iyi günler, biz aboneliğimize son vermek istiyoruz. (gerekli bilgi değişiklikleri sonrasında telefon kapanır.)
** 02.34 sularında bir telefon
Pronetteki zavallı: İyi günler biz pronetten arıyoruz, aboneliğinizi iptal ettirmek için başvurmuşsunuz, nedenini öğrenebilir miyiz?
Zavallılar: Bu saatte mi??? Hasta mısınız be siz? Evet istiyoruz, nedeni de şu: güvenlik dediğiniz şeyin "pili bitiyor"!!!
Pronetteki zavallı: Abartmayın isterseniz, televizyonunuzun uzaktan kumandası yok mu, onunki de bitiyor. Bu da öyle işte, değiştiririz...
Ben burasında bu hikayeyi yaşamayı bıraktım... Size de tavsiyem aynısı... Hani güvenlik sistemi istiyor olabilirsiniz... Ama böylesini istemezsiniz, iki kere düşünün...
* pronet çalışanına zavallı dedim, tahminen gecenin 2.5'unda arayıp abonelik işlemi yapmaya meraklı olduğundan değil, evine götürmek için didindiği o üç kuruş için bu uygulamalara benim kadar "tahammül eden" bir insan olduğunu düşündüğüm için... Keşke bu dahiyane fikirleri tasarlayanlarla görüşme fırsatım olsa... Gelip "merhaba, şu bankada canınızın çıkmasına neden olan benim, ama açıklayabilirim" deseler de aile tarihçeleriyle ilgili yazdığım ve yıllardır bir gün yüzlerine okumak için sabırsızlandığım manzumemi aşk etsem... Nerdeee... Olan zavallı çağrı merkezi çalışanlarına oluyor. Ki bundan en az benim kadar bıkmış olan nice çağrı merkezi çalışanının yaptığı şu siteyi öğrendim. Mücadelelerinde başarılar diliyorum.